Öğretmenin Sesi

Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English

International Human Rights Organization's
Greek Human Rights Organizations

Favorilerime Ekle
Giriş Sayfası Yap
Öğretmenin Sesi
 


BATI TRAKYA TÜRK AZINLIĞININ SORUNLARI

Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlığın antlaşmalardan kaynaklanan hakları zaman içerisinde ne yazık ki sistemli bir politika ile ortadan kaldırıldı. Bugün Batı Trakya Türk azınlığın eğitim, ekonomi, etnik kimlik, müftülük, vakıflar gibi çözüm bekleyen pek çok sorunu vardır. Bu sorunlara geçmeden önce kısaca ikili anlaşmalara göz atalım.

İkili Antlaşmalar:
1830 yılında imzalanmış Londra Protokolü’ne göre Yunanistan’a bırakılan topraklarda yaşayan Müslümanlardan yerlerinde kalmak isteyenlerin hakları koruma altına alınmaktadır.

Yine 1881 yılında imzalanan İstanbul Uluslararası Sözleşmesi ile Yunanistan’a bırakılan topraklarda yaşayan Müslümanların hakları güvence altına alınmıştır.

1913 Atina Antlaşmasında Müslüman cemaatin özerkliğine ve hiyerarşik yapısına dokunulmayacağı, müftülerin Müslüman seçmenleri tarafından seçileceği belirtilmiştir.

1920’de imzalanan Sevr Antlaşması ile Yunanistan; sınırları içinde yaşayan azınlıklara hiçbir ayrım gözetmeksizin hak eşitliği sağlamasını ve bu hakların Yunan Krallığına eklenebilecek topraklarda da geçerli olmasını kabul etmiştir. Din, dil ve ırk ayrımı gözetmeden ülke sınırları içinde yaşayan herkese yaşama hakkı, siyasi haklardan yararlanma ve kendi dilinde eğitim yapma gibi hakların tanındığı bu anlaşma ile mevcut azınlık vakıflarının varlığı tanınmıştır.

1923 Lozan Antlaşması:
• Batı Trakya Türk Azınlığının; dinsel ve sosyal kurumlar ile her türlü okul kurmak, yönetmek ve denetlemek ve dinsel törenlerini serbestçe yapmak konularında eşit hakka sahip olacakları, yaşam ve özgürlüğünün korunacağı, dolaşım ve göç etme özgürlükleri olduğu belirtilmiştir.
• Batı Trakya Türklerinin medeni ve siyasal haklardan yararlanacakları, kanun önünde eşit olacakları, kamu hizmet ve görevlerinden yararlanacakları, mahkemelerde kendi dillerini sözlü olarak kullanabilecekleri,
• Batı Trakya Türklerinin cami, mezarlık ve diğer dini kurumlarına tam bir koruma sağlanacağı, inançlarına aykırı davranışta bulunmaya zorlanamayacakları Lozan Antlaşması ile hükme bağlanmıştır.

Lozan Antlaşması imzalanmadan önce Yunanistan, Batı Trakya’ya Rum göçmen yerleştirmiş, bu göçmenler de Türklere ait ev ve arazileri işgal etmiştir. 1926 Atina Antlaşması ile; Batı Trakya’da işgal edilen arazilerin sahiplerine iade edilmesi, el konan malların da kıymet takdiri yapılarak sahiplerine geri verilmesi öngörülmüştür.

Batı Trakya Türkleri, 1923 yılında imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile azınlık statüsü ile Yunanistan devletine emanet edildi. Lozan Antlaşması ile Batı Trakya’da yaşayan Türk – Müslüman azınlığın hakları güvence altına alındıysa da uygulamada bütün bunlar kağıt üzerinde kaldı.

Bu gün Batı Trakya’da yaşayan Türk Azınlığının acil çözüm bekleyen pek çok sorunu bulunmaktadır. Bu sorunların başlıcaları aşağıdaki gibidir:


Etnik Kimliğin Reddi:
Yunanistan yönetimi Batı Trakya Türk Azınlığının etnik kimliğini de reddetmektedir. Etnik kimlik yerine dini kimlik ön plana çıkartılırken Yunanistan, azınlığı kendi arasında da Türk, Pomak ve Çingenelerden oluşan homojen olmayan bir topluluk olarak tanımlamaktadır. Batı Trakya’daki Türk Azınlık; gerek siyasi gerek sivil toplum örgütleri ve gerekse basın yayın organlarında Müslüman azınlık olarak adlandırılmaktadır.

Yine isimlerinde “Türk” kelimesi olması nedeniyle; 1985 yılında Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, 1983 yılında İskeçe Türk Birliği ve 1984 yılında da Gümülcine Türk Gençler Birliği kapatılan derneklerdir. Bu derneklerden İskeçe Türk Birliği’nin davası hala devam etmektedir.

21 Mart 2001 tarihinde kurulan Rodop İli Türk Kadınları Kültür Derneği’nin de 20 Eylül 2002 tarihinde Rodop İstinaf Mahkemesi’nde görüşülen davasının kararı 17 Ocak 2003 tarihinde açıklandı. Mahkeme; ismindeki “Türk” kelimesi nedeniyle, böyle bir derneğin kurulamayacağını belirtti.

Ekonomik Sorun:
Batı Trakya, Yunanistan’ın en fakir ve en geri kalmış bölgesidir. Türk azınlık geçimini tarım ve hayvancılıkla sağladığından, toprağa bağlı bir toplumdur. Batı Trakya Türk azınlığın neredeyse %80’i tarımla uğraşmaktadır. Dolayısıyla halkın tek geçim kaynağı elindeki kısıtlı topraklardır.

1923 yılında Batı Trakya’da toprak mülkiyetinin %84’ü Türklere aitti. Bugün yalnızca %27’si Türk Azınlığın elinde kalmıştır. 1923 yıllarında Batı Trakya’da Türk Azınlığın nüfusunun büyük bir çoğunluğu zengin ve orta halli tüccar, çiftçi ve esnaf iken bugün azınlıkta zengin ve orta halli tüccar kalmamıştır. Büyük çiftçi hiç yoktur.

Batı Trakya Türklerinin bağımlı bulunduğu toprakların sürekli kaybının en önemli nedeni kamulaştırma ve göç nedeniyle satılmasıdır. 70’li yıllarda yaşanan yoğun göç nedeniyle Batı Trakya Türkleri ellerinde bulunan toprakları çok düşük fiyatlarla satmak zorunda kalmıştır.

Batı Trakya Türkleri topraklarının büyük bir kısmını kamulaştırma nedeniyle de kaybetmiştir. Nitekim; Gümülcine’nin Yahyabeyli, Ambarköy, Kafkasköy ve Vakıf köylerinde 4.000 dönüm ekim alanı Mayıs 1978’de sanayi sitesi yapımı için, yine 1980 yılında Gümülcine’nin (Komotini) kuzeybatı kesiminde Yaka bölgesinde 3.000 dönüm tarla Trakya Dimokritos Üniversitesi için yine aynı civardan 4.300 dönüm de askeri bölge için kamulaştırılmıştır.

Temmuz 1984’te alınan bir kararla “Açık hava cezaevi” yapılacağı gerekçesiyle Şapçı (Sappes) bölgesinde 13.000 dönüm arazinin kamulaştırılması kararı Türkleri harekete geçirmiş, çeşitli eylemler sonucu kamulaştırılma kararı son anda durdurulmuştur.

Vatandaşlıktan Çıkarma:
Yunanistan Vatandaşlık Yasasının 19. maddesine göre “Yunan olmayan kökenden bir kişi, geri dönme niyeti olmaksızın Yunanistan’dan ayrılırsa, bu kişinin Yunan Vatandaşlığını yitirdiğine hükmedilebilir. Bu hüküm, yurt dışında doğmuş ve oturmakta olan Yunan olmayan etnik kökenli kişilere de uygulanır. Ana-babasından ikisi birden veya hayatta olanı vatandaşlığını yitirmiş olan reşit olmayan çocuklardan yurt dışında yaşayanlar da vatandaşlığını yitirmiş olarak ilan edilebilir. Vatandaşlık Konseyi’nin aynı yönde alacağı karara dayanarak bu konuda İçişleri Bakanı hüküm verir”.

Yunanistan Anayasasının 4.maddesi her Yunan vatandaşının yurt dışına gitme ve yurda dönme özgürlüğünü garanti altına almıştır. Ancak özündeki esnekliğe rağmen, 19.madde ile birçok azınlık mensubu kendilerine hiçbir tebligat yapılmadan keyfi biçimde vatandaşlıktan çıkartılmıştır. Kanunda “geri dönme niyeti olmaksızın” Yunanistan’dan ayrılmaktan bahsedilmekte ise de örneğin Türkiye’ye gelip bir süre sonra Yunanistan’a dönmek isteyen azınlık mensupları sınır kapılarında vatandaşlıktan çıkartıldıklarını öğrenmişler ve ülkeye giriş yapmalarına izin verilmemiştir. 1955’ten 1998’e kadar binlerce kişi Yunan vatandaşlığından çıkartılmıştır. Vatandaşlık Kanununun l9.maddesi iptal edilmiş, ancak geriye dönük olarak uygulanmadığı için bu kişilerin mağduriyeti devam etmiştir.

Halen Yunanistan’da 19. madde mağduru “vatansız” konumunda pek çok kişi yaşamaktadır. Bu insanlar sağlık, eğitim gibi devlet hizmetlerinden yararlanmada zorluklarla karşılaşmaktadır.

Batı Trakya’da Yasak Bölge Uygulaması:
Batı Trakya’nın doğusundan batısına Bulgaristan sınırını takip eden yaklaşık 20-30 km. genişliğindeki bir alan soğuk savaş döneminde Yunan kanunun 376/1936 sayılı yasasıyla komünizm tehlikesi nedeniyle yasak bölge ilan edilmiştir. Batı Trakya’nın üçte birini oluşturan ve sadece Türklerin yaşadığı bu bölge 2.000 yılına kadar giriş yasaklı durumdaydı.

II. Dünya savaşı yıllar önce sona ermiş olmasına rağmen 2.000 yılına kadar bu bölgeler yasak bölge kapsamındaydı. Bölgede yaşayan kişiler dışarıya özel izin belgeleri ile çıkabilmekte, dışarıdan ziyaretçiler de ancak izin belgesi ile bölgeye girebilmekteydi. Bu yasak bölgede 118 köyde 40.000 Türk azınlık mensubu yaşadı yıllar boyunca. 1995 yılında bölgedeki karakolların kapatılmasıyla yasak kalkmış gibi görünse de yürürlükte olan yasa kalkmamış, yalnızca bölgede yaşayan soydaşlara verilen izin belgeleri ve yollardaki kontrol merkezleri kalkmıştı. Yabancıların bölgeye girişi yine yasaktı. 2.000 yılı sonlarında Savunma Bakanı Akis Çohacopulos’un bölgeye yaptığı ziyaretin ardından yasak bölge uygulaması tamamen kaldırıldı.

Müftülük ve Vakıflar Sorunu:
Türk azınlığın dini kurumlarının durumu 1913 Atina Muahedenamesi ile düzenlenmiştir. 1920 tarihli ve 2345 sayılı yasaya göre azınlık dini kurumlarını kendi özgür iradesiyle oluşturur ve müftülerini seçer. 24 Aralık 1990’da çıkartılan bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile 2345 sayılı yasa yürürlükten kaldırarak müftüler, valiler tarafından atanmıştır. Yunanistan, Lozan Anlaşmasının 40.maddesini ihlal ederek Batı Trakya Türklerini bu haktan yoksun bırakmıştır.

Anlaşmalara göre; dini lider veya müftü olarak tanımlanan şahısların Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından seçimlerle işbaşına gelmesi gerekmektedir.

Bugün Gümülcine (Komotini) ve İskeçe (Ksanthi) Müftülük makamları Yunan yönetimince atanmış kişiler tarafından yönetilmektedir. Batı Trakya Türk Azınlığı Yunan yönetimi tarafından atanan bu müftüleri hiçbir zaman kabullenememiştir. Batı Trakya Türk Azınlığı Gümülcine İlinde seçmiş olduğu İbrahim Şerif’i, İskeçe’den de Mehmet Emin Aga’yı müftü olarak kabul etmektedir.

Ancak İbrahim Şerif ve Mehmet Emin Aga müftülük makamını gasp suçlarından mahkeme önüne çıkarılarak cezalandırılmışlardır.

Halen İskeçe (Ksanthi) ve Gümülcine’de (Komotini) Türk azınlığın tanıdığı seçilmiş müftüler ile Yunanistan’ın atadığı ve azınlığın tanımadığı atanmış müftüler görev yapmaktadır.

Lozan Anlaşmasının 40.maddesi uyarınca Batı Trakya Türk Azınlığının giderlerini kendileri karşılamak üzere, her türlü hayır kurumlarıyla dinsel ve sosyal kurumlar, her türlü okullar ve buna benzer kurumları kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dilerini serbestçe kullanmak ve dinsel ayinlerini serbestçe yapmak konularında eşit haklara sahip olmaları öngörülmüştür.

Lozan Antlaşmasının 40.maddesine göre her iki ülkedeki azınlıklara vakıflarını yönetme hakkı verilmektedir. Yunanistan’da 1967’de iktidara gelen Albaylar Cuntası mevcut vakıf yöneticilerini görevden alarak yerlerine atama yaptı.

Tarihi Osmanlıya kadar dayanan Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığına sosyal dayanışma ve yardımlaşma sağlayan kurumlar olan vakıfların yönetimi bugün Yunan yönetimi tarafından atanan kişilerce yürütülmektedir.

Batı Trakya Türk Azınlığı bu haksız uygulamaya çeşitli zamanlarda gösteriler yaparak, kınamalar yayınlayarak tepkilerini dile getirmişlerdir. Ocak 1990’da yayınlanan Cumhurbaşkanlığı kararnamesinde yerel yöneticilere vakıfların idaresi hususunda Batı Trakya Türk Azınlığından daha çok yetki verilmiştir. Bu haksız ve tek taraflı uygulamalar Batı Trakya Müslüman Türk Azınlığı tarafından hiçbir zaman kabul edilmemiştir.

Batı Trakya Türklerine Siyasi Alanlarda Uygulanan Baskılar:
Yeni Yunan Seçim kanununa göre genel seçimlere katılacak parti veya bağımsız adayların, seçilebilmeleri için ülke çapında %3’lük barajı aşmış olmaları gerekmektedir. Bağımsız milletvekillerine de bu barajın uygulanmış olması, azınlığın bağımsız adaylarını Yunan Parlamentosuna gönderebilme şansını sıfırlamıştır. Son seçim sonuçlarına göre bir parti veya bağımsız adayın %3’lük ülke barajını aşabilmesi için yaklaşık 200.000 oy alması gerekmektedir. Halbuki Batı Trakya Türk azınlık mensuplarının sayısı toplam 150.000’dir. Türk azınlık, konan %3’lük ülke barajıyla bağımsız milletvekili çıkarabilme şansını yitirmiştir.

Batı Trakya’da Eğitim Sorunu:
Batı Trakya’da yaşayan Türk Azınlığın eğitim sorunları geçmişte olduğu gibi bugün de devam etmektedir. Batı Trakya’da Türk Azınlığının eğitim hakları sadece Lozan Barış Antlaşmasıyla değil, aynı zamanda 1951 Kültür Anlaşması ve 1968 Protokolleri ile Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan anlaşmalarla da garanti altına alınmıştır. Eğitimcilerin Azınlık çocuklarını kendi dillerinde eğitecek yeterlilik seviyesinde olmayışları, Türkçe ders saatlerinin yetersizliği, ders araç gereçlerinin yetersizliği ve okullarda formasyonlu öğretmen yetersizliği eğitim sorunlarının başında gelmektedir.

Bugün, Batı Trakya Türk Azınlığı, Lozan Barış Antlaşmasıyla da garanti altına alınan hiçbir eğitim kurumunu kuramamakta, idare ve kontrol edememektedir. Yine Lozan Barış Antlaşmasına göre; azınlık kendi eğitimcilerini seçme hakkına sahiptir. Ancak, 1968’den sonra Yunan Devleti, medreselerde eğitim görmüş Türk öğrencileri Selanik’te açmış olduğu iki yıllık Pedagoji Akademisi’nde hiç Türkçe eğitim almadan eğiterek, Türk ilkokullarına anlaşmaları ihlal ederek Türkçe eğitim vermek üzere tayin etmektedir. Türk azınlık, Türkiye’deki üniversitelerden mezun azınlık öğretmenlerinin okullarında görev yapmasını istemektedir. Yunanistan’da mecburi ilköğretim 9 yıl olmasına rağmen, Azınlık çocukları bu uygulamanın dışında tutulmaktadır.

Lozan’a göre azınlık okullarının kontrolü tamamen Batı Trakya Türk azınlığında olması gerekirken, Yunanistan Eğitim ve Din İşleri Bakanlığı; öğretmenleri görevlendirme, ders kitaplarını dağıtma, okul binalarını tamir etme gibi birçok konuda kontrolü elinde tutmaktadır.

Sonuç olarak; 1920’lerden bu yana uygulanmış olan bu baskılar nedeniyle Batı Trakya’da yaşayan Türk azınlık bölgeden ayrılmak zorunda kalarak ya Türkiye’ye ya da diğer Avrupa ülkelerine göç etmek zorunda kaldı.

Bugün Batı Trakya’da yaşayan, dış ülkelerde işçi olarak çalışan ve hala vatandaşlığını koruyabilen kişilerle Batı Trakya Türkleri’nin sayıları 600.000’den 150.000’lere düşmüştür.

Batı Trakya Türk Azınlığı, Yunan yönetimlerinin bu yaklaşımlarını tasvip etmemektedir. Avrupa Güvenlik İşbirliği Üyesi ve Avrupa Topluluğu Üyesi bir ülkenin bu insan haklarına aykırı tutum ve uygulamaları azınlık mensupları tarafından ciddi bir biçimde sorgulanmaktadır.


|
© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi

Öğretmenin Sesi


 

Öğretmenin Sesi
Dergisi

Etkinlikleri

 


Alanında bir ilk...

"Batı Trakya'da Geleneksel Türk Ziyaret Yemekleri"

Sipariş Tel :

0030 2531 071973