/3 |
Öğretmenin Sesi
|
| 654
YILLIK GEÇMİŞİYLE GURURLA ESEN ATA MİRASI KÜLTÜR RÜZGARLARININ
İKİNCİ ADRESİ |
| "GELENEKSEL
ALANTEPE ŞENLİKLERİ" |
1999 yılında yaşanan "Büyük Marmara Depremi" dolayısıyla bir yıl yapılmama kararı alınan "Geleneksel Alantepe Şenlikleri" bu yıl; ata sporumuz yağlı güreşlerin yürekleri coşturduğu bir şenlik oldu...
Bir yıl ara verilmişti Rodoplar'ın göbeğinde kültür rüzgarının esmesine... Kültürün rüzgarının esmeyişi; saygıydı... Kederdi... "Büyük Marmara Depremi"nde yitirilen binlerce güzel insanın ebediyete göçüşünün anısına yüreklerde duyulan acıydı... Yastı...
Ve yepyeni bir binyılın ilk yazında, Rodopların göbeğinde yüreklerde gururla mutluluk kucaklaşıyordu... Bu kucaklaşma 654 yıldır Türk kültürünü Rodoplar'da yaşatmanın kucaklaşmasıydı... Ata sporumuz güreşe ilginin, nesilden nesile asırlardır aktarılmış olmasının kucaklaşmasıydı... Bu kucaklaş-ma; asırlardır davul seslerinin Türk müziğiyle Rodopların göbeğini inletmesinin kucaklaş-masıydı...
İşte böyle dostlar... Geleneksel Alantepe Şenlikleri; her ne kadar Geleneksel Seçek Şenlikleri kadar tam organize olmuş ve daha bütünleşmiş ve düzenli olmasa da; varlığıyla Seçek'in ve Kırkpınar'ın, Balkanlar'daki bir uzantısı ve alternatifi olmasıyla gurur veriyor yüreklere... Biliyorum... Bütün güzel insanların yürekleri de kıpır kıpırdı 1 Eylül - 03 Eylül tarihleri arasında Alantepe'de... Gelemeyenlerin de yüreklerinin Alantepe'de olduğunu da biliyorum... Meraklı gözlerle güreşleri, pehlivanları soran yatağında hasta yatanları biliyorum... Kanımıza işlemiş olan yağlı güreşlerin coşkusunu, Balkanlar'da yaşamanın ve Türk kültürünü yaşatmanın yüreklerdeki coşkusunu ve gururunu biliyorum... Nasırlaşmış ellerinde; kendi ürünü uç tütünlerinden kıyım, sarma cıgarasını döndüre döndüre içerken, gözlerindeki anlamlı bakışların altında, eski pehlivanları, eşek sırtında Alantepe'ye gidip de, günlerce Alantepe'de kaldıklarını anlatan "eski topraklar"ı biliyorum...
Takriben altı - yedi yaşlarımda, dedemin elimden tutup Alantepe'de beni gezdirdiği günleri, omuzlarına bindirip de yüksekten güreşen pehlivanları izlettiği günleri, hayal meyal hatırlıyorum... Dedemin eski Alantepe anılarını anlatırken bana, kültürel miraslarımızı aktarıp nasılda aşıladığını şimdi daha iyi anlıyorum... Olanaklar değişmiş, şartlar değişmiş, insanlar değişmiş... Ama; kültür, davulun sesi, er meydanının peşrevlerle titreyişi aynı...
Geleneksel Alantepe Şenlikleri çok zor şartlarda gerçekleşmekteydi yıllardır... Organizasyonda da kopukluklar oluyordu haliyle... Bütün yükü birkaç kişinin omuzlarında taşıması yürek istiyordu tabi ki... Fırsatlardan istifade edip, güzel insanları yanıltmaya isteyenlere de meydan kalıyordu... Ama ne onlarca kaldırılan bedava otobüsler, ne de yapılan etkinliğe katılacaklara verilecek maddi yardımlar para etmiyordu işte güzel insanlara... Atalarından miras kalan bu güzel gelenekleri yaşatmanın bilinci yüreklerde silinmemeye kazınmıştı çünkü... Ve kültürümüzü sahiplenmek isteyenler; tek yumruk olmuş güzel insanların yüreklerindeki birleşmiş şeref yumağını buluveriyorlardı karşılarında hiç ummadıkları... Kültür bizimdi... Gelenek, anane bizimdi... Ne kimse sahiplenebilirdi; ne de sahiplenme çalışmalarına göz yumulabilirdi... Ama iyi de olmuştu bazı güçlerin sahiplenmeye çalışmaları 654 yıllık geleneğimizi... Daha sahip çıkmış, daha bir değer vererek önemle, gururla yaşar olmuştuk asırlardır bizim olan özbeöz Türk geleneğimizi... Ata sporumuzu, folklorumuzu...
İşte böyle dostlar... Sahiplenmelerine tek yumruk olup izin vermedi güzel insanlar kültürümüzü... Ve daha güzel yaşatabilmek amacıyla dernek kurulması gerekliliğini de bildikleri için girişimlere başlandı hemen... Ve ilk engel derken ikinci engel geldi kurulabilmesi için çırpınılırken Alantepe Azınlık Eğitim ve Kültür Derneği'nin... Şimdi Yargıtay'da görüşülecek haklı davamız... İnanıyoruz başaracağımıza... Haklıyız, inançlıyız çünkü... Olmazsa AİHM'ye de gidileceğini üzerine basa basa söylüyordu zaten Alantepe ağası Mehmet Akraba etkileyici ve anlamlı konuşması esnasında final gününde...
Her şey yeni binin ilk yazında Rodopların Göbeğinde açık açık gösteriyordu zaten asırlar sonrasının da nasıl olacağını... Ben torunlarımı görüyordum o gün Alantepe'de... Asırlar sonrasını... Türk kültürünün asırlar sonra bile yaşadığını... Ve derinden gelen içimdeki ses, kulaklarıma fısıldıyordu o gün dünya durdukça Rodoplar'da Türk kültürünün yaşayacağını... Ütopya da değildi bunlar... Biraz ivedilik, biraz özveri, biraz uğraş, biraz gönülden çaba... Ve nesilden nesile armağan edilecek en güzel miras; en kıymetli armağan...
Kültürümüze sahip çıkmamız; ananelerimizi yaşatmamız çok kolay... Dediğim gibi biraz, gönülden çaba... Artık elimizde güçlerimiz de var. Türk Belediyelerimiz, iş adamlarımız... Ben buradan, Alantepe'ye en yakın belediye ve nahiyenin başkanları; Sirkeli Belediye Başkanı Hasan Kaşif'e ve Hemetli Nahiye Müdürü Mustafa Hacıyakup'a sesleniyorum. Geleneksel Alantepe Şenlikleri'ne yıldan yıla, şenlik gününde yapacakları para yardımlarından daha çok katkıda bulunabileceklerine inanıyorum. Alantepe'ye kalıcı, somut bir şeyler yapmak onlar gibi; Türk kültürünün Batı Trakya'da yaşaması için büyük çaba gösteren değerli ve büyük şahsiyetler için işten bile değil... Ancak belediyelerinin ve nahiyelerinin himayelerinde birer "Türk Kültür Merkezi" kuramamış olmalarına halen anlam vermiş değilim. "Türk Kültür Merkezleri" bünyelerinde; Türk Halk Oyunları, Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği Koroları ve enstrüman dersleri, sportif aktiviteler kapsamında güreş, halter, futbol, voleybol v.s., geleneksel Türk el sanatları atölyeleri ve el sanatları satış reyonları, bilgisayar merkezleri, çeşitli kitap, dergi, gazete gibi yayınların takip edilebileceği ve okunabileceği okuma salonları / kütüphaneler, ahşap, metal işleri gibi zanaat kurslarının verilebileceği atölyeler gayet rahat bu belediyelerimiz / nahiyelerimiz bünyelerinde oluşturulabilir. Örnekleri çoğaltmam mümkün. Önemli olan başkanlarımızın / müdürlerimizin bu aktivitelere olanak sağlayacak imkanları yaratmaları. Bu aktiviteleri takip edebilecek genç potansiyel bu nahiye ve belediyemizin kapsamındaki köylerde mevcuttur. Bu aktivitelere eğitmenlik yapabilecek vasıflara sahip kişiler de Batı Trakya içinde mevcuttur. Ayrıca Alantepe er meydanına çim ekilmesi, ata sporumuz yağlı güreşlerin önümüzdeki yıl usulüne uygun olarak yapılması için çok gerekli. Bunun için de belediye başkanımız; Sirkeli Belediyesi ziraat mühendisi Sayın Sirmu Zafiriya'dan yardım alabileceği gibi Batı Trakya'da bulunan Türk ziraat mühendislerimizden de ilgili yardımı alabilir sanırım. Zira; kurak bir yer olan Alantepe er meydanında özel bir çimin, özel bir metotla yetiştirilmesi gerekebilir.
Batı Trakya Azınlığı Yüksek Tahsilliler Derneği Genç Akademisyenler Topluluğu (GAT) Başkanı ve Öğretmenin Sesi Dergisi yazarı olarak sayın başkan ve müdürlerimize ihtiyaç duydukları her konuda, her türlü yardımı yapmaya hazır olduğumu da belirtmek istiyorum.
İşte böyle dostlar... Alantepe dedik, Alantepe'ye hizmet verebilecek kuruluşlarımıza öneriler sunduk. Üzerimize düşen sorumluluğumuzu karınca kararınca yerine getirmeye çalıştık. Önemli olan seslendiğimiz ilgili kişilerin de sorumluluklarını karınca kararınca yerine getirmeleri...
Perspektif 'te tekrar buluşmak ümidiyle; sağlıkla, umutla, sevgiyle
kalın... |
| |
Sonnur Halil |
HATİM
CEMİYETLERİ
|
Son günlerde
yaz ayının yaklaşması ve ders yılının sona ermesiyle, çeşitli
bölgelerimizde hatim cemiyetlerinin sıkça düzenlenmeye başladığını
duyuyoruz.
Batı Trakya'da İlk Okuma Bayramı yıllar önce, yaklaşık 1960 yıllarına
dek, Kur'an-ı Kerim'i Arap harfleri ile okuma anlamında kutlanırdı.
Bu gün halâ, özellikle Rodop dağlarında Bulgaristan sınırına yakın
bölge köylerinde bu görenek yaşatılmaktadır.
Yılın ilk sınıfını okuyanlar ve okumayı öğrenenler, cami veya
uygun bir yerde davet edilmiş misafirler huzurunda Kur'an-ı Kerim'i
okur ve ardından duası yapılır.
Hatim cemiyetine katılan tüm misafirler öğrencilerin aileleri
tarafından ağırlanır. Hatim cemiyetine katılan bütün misafirler
öğrencilere çeşitli hediyeler verirler. Öğrenciler de kendilerine
Kur'an-ı Kerim'i okumayı öğretmiş hocalarına çeşitli hediyeler
sunarlar. Bu armağanlar daha sonra hatim cemiyetinin yapıldığı
yerde sergilenir. |
TRAKYANIN
BATISINDA BAYRAMLAR -I-
|
Eski gelenek
ve göreneklerin, toplumları toplum yapan değerlerin unutulmaya
yüz tuttuğu, para kazanma hırsının daha ön plâna çıktığı acımasız
bir dünyada yaşarken, bütün dünya toplumları gibi biz de, unutulup
unutulmadığı göreceli olan bir bayramımızı daha geride bıraktık.
Dergimiz elinize ulaşıp Perspektif 'te, sizler bu yazımı okurken
takriben Ramazan Bayramı çoktan geçmiş olacak. Bende o yüzden
önümüzdeki Kurban Bayramını ve geçtiğimiz Ramazan Bayramını ve
diğer Bayramlarımızı genel bir süzgeçten geçirerek sizlere yine
değişik bir açıdan, farklı bir perspektiften sunmaya çalışacağım.
Bayramlar birleştirici, kenetleyici, hele, hele bizler gibi azınlık
toplumlarında daha da bütünleştirici birer rol üstlenmektedir.
Toplumlar gelenek ve göreneklerini yaşatabildikleri, insanlar
kendileriyle barışık olabildikleri, birbirlerini sevebildikleri
ve tek yürek, tek yumruk olabildikleri zaman, benliklerini korurlar.
Onun için atalarımızdan yüzlerce yıl öncelerden emanet aldığımız
bayram gelenek ve göreneklerini yaşatmaya ve yine gelecek kuşaklara
aynen, yabancılaştırmadan aktarmaya mecburuz. Zaten böyle yapmamış
olsaydık tarih sayfalarından silinmeye de, mahkum olurduk.
Dostların, akrabaların buluştuğu, hallerin hatırların sorulduğu,
yüreklerin daha bir hızlı çarptığı, kelimelerin, cümlelerin daha
bir ısındığı, gönüllerin daha bir yaklaştığı, yeni dostluklara
ellerin her zamankinden daha bir içten ve sıcak uzandığı, meydanların
şenlendiği, kutsal ve birleştirici günlerdir bir çok yerde olduğundan
daha bir sıcak Batı Trakya'da bayramlar, diğer günlerin aksine.
Bayramlarımız her şeyimizdi bizim. Ki, her şeyimiz. Manevi değerlerimizin
en başı. Yitiriyor muyuz yoksa birer, birer. Maddi değerlerimizi
farkında olmadan yitirmeye başladığımız gibi. Yoksa başkaları
mı sahip çıkıyor bizim sahiplenmediklerimize? Kahvemiz, Karagözümüz,
imambayıldımız gibi. Bir ağabeyimiz içi burkularak anlatıyordu;
soğuk Rodop rüzgârının camlarını yaladığı, gençlerin toplandığı
köy kahvesinde, bir bayram sonrası. Yeni nesil gençliğin yarı
hayretli, yarı umutsuz bakışları arasında, gelenek ve göreneklerimizi
yaşatmamaya başlayışımızı... Ve yine; bir Yunan kanalında izlediği,
bize ait olan deve geleneğinin bile "Deves " adıyla
en küçük detaylarına kadar aynen alınarak bir bölgenin adeti alarak
tanıtılıp, sahiplenilmeye çalışıldığını. Yine; başka bir televizyon
kanalında, yüzyıllara dayanan köklü kurban geleneklerimizin
"To Kurbani " adıyla isminin bile değiştirilmeye gerek duyulmadan
aynen sahiplenildiğini.
Üzülmemek elde değil yitirilenlere. Her ne kadar henüz yitirilmiş
sayılmasalar da. Tabi ki bir şeyler yapabilir, tekrar canlandırabiliriz
unutulmaya yüz tutmuş bu geleneklerimizi ve tekrar yaşayabiliriz
hepimiz çocukluğumuzu. Yeter ki isteyelim ve geç kalmayalım.
Çok değil on beş yirmi yıl önceydi. Hayal meyal hatırlasam da;
ateşler yakılır, mis kokulu susamlı çörekler pişirilirdi "haremlerde."
Bütün köyde, hızlı bir koşuşturmaca başlar, duvarlar "çırpılırdı"
bembeyaz kar gibi. Son günüydü çünkü Ramazan'ın. Ayrı bir hava
ayrı bir mutluluk, ruhlarda dıştan bile görülebilen huzur vardı
Arife günlerinde. "Masaflarda" Arife Böcekleri dediğimiz küçük
çocuklar dağıtırdı lokma çöreklerini. Bir Ayşe "Kadelere" koşuşturulur,
bir komşu annelere. Eksikler tedariklenirken ayrı bir hazla beklenirdi
iftar açmak için Ramazan davulunun sesi. Bayram baklavaları mahallece
hazırlanır, pişirilir, hep beraber şerbetlenirdi. Mis gibi koksa
da, bayram sabahına kadar beklenilirdi cevizli baklavanın sofraya
konması. Bayram sabahı ayrı bir mutluluk hakim olurdu Rodop'lara.
Tekbir sesleri yankılanan sokaklar görülmeye değerdi Bayram namazı
öncesi. Bayram namazı çıkışı, bütün sokaklar sanki sihirli bir
elle süpürülmüşçesine parıldardı Balkan'lara Bayramın geldiğini
müjdelerken. İçten ziyaretler yapılırdı kabristanlara, erken göçen
güzel insanlara birer Fatiha okumak için. Ve en yakınlarla, ilk
önce bayramlaşılıp, ziyaretlere başlanırdı konu komşuya, hısım
akrabaya. Çocuklar cıvıl, cıvıl doldururdu sokakları bayram davulunun
sesinin köy meydanında yankılanmasıyla. Teker, teker bütün köyün
kapıları gezilirdi minikler ve davul eşliğinde, oyalı bir çember,
nakışlı bir mendil, küçük bir şeker için değil,
yüzlerce yıllık geleneklere saygı, Bayramları yaşatmak, Balkanların
göbeğinde o büyük mutluluğu gönüllerde yaşayabilmek ve geleceğe
aktarabilmek için. Maniler okunurdu her kapıda bizden. Çengelli
sopaya nakışlı mendiller, rengârenk çemberler, gönülden bağışlanan
küçük hediyeler asılırdı köy meydanında satılmak üzere. Hediyelerden
kazanılan parayla eski bir ata yadigârı çeşme, eski bir Mescit
onarılır veya bir yoksul sevindirilirdi. Gençler, bayram yerlerinde
toplanırlar, uzun, uzun sohbetler edip türküler söylerlerdi Türkçe
sözlü, diğer günlerin aksine hep beraber.
Kurban Bayramları ise ayrı bir güzellik kokardı Trakya'nın Batısında.
Yine bayram temizlikleri, alışverişler yapılır, tatlılar hazırlanır,
yine çörekler pişirilip dağıtılırdı hayır için konu komşuya. Kurbanlıklar
kınalanıp, hazırlanırdı Bayram sabahına. Nihayet bayram gelip
çatardı Rumeli'ye. Yine aynı bayramlaşmalar, ziyaretler yapılır,
sazlı sözlü eğlenceler tertip edilirdi bayram geceleri. Toplumumuzda
son yıllarda bu bayram eğlenceleri her ne kadar yaşatılıp sahip
çıkılıyorsa da, bizim benliğimizden çıkmaya başladığı, ananelerimizle
yaşanması gerekirken, yabancı (bize yabancı) müziklerle, yabancı
alıntılarla organize edilmesi toplumumuzun duyarlı insanlarını
son derece rahatsız etmekte, gençliğimizin giderek özünden uzaklaştığı
kanılarını yaygınlaştırmaktadır. Bu konuları sizlerle ilerideki
yazılarımda daha derinlemesine zaten irdeleyeceğim. Ve asıl önemlisi
"deve" yapılırdı Kurban Bayramı gecelerinde. Bütün
köy gençleri toplanır, çeşitli kılıklara bürünürlerdi. Bir nevi
günümüzün tiyatrosu yapılırdı Batı Trakya'da. Bütün köy ve çevre
köy halkları kadınlı erkekli toplanır, davullar zurnalar Rumeli
Türküleriyle ağlarmışçasına kâh şenlendirir kâh düşündürüp hüzünlendirirlerdi
meydanları ve güzel insanları. Ve asırlardır bir çok yörede olduğu
gibi, ki özellikle Ege Bölgesinde (Batı Trakya'dakiyle küçük farklılıklar
dışında hemen, hemen aynı ), Deve başlardı meydanda.
Gelin, Damat, Arap şeyhi, Kadın kılıklarına girmiş erkek gençlerle
birbirinden güzel, gerçek halk senaryoları canlandırılır, cıvıl,
cıvıl kıyafetler içinde karşılamalar oynanır, horonlar tepilir,
Zeybekya değil, Ege zeybeği, Aydın zeybeği, Sarı
zeybek, Türk zeybeği oynanırdı Rumeli toprağına diz vurarak atalarımız
gibi. Tabi ki "oturak havaları" da hiç unutulmazdı
o zamanlar. Çeşitli malzemelerden yapılmış tekerlekli deve sokaklarda
gezdirilir, köy gençliğinin hayır işlerinde kullanması için paralar
toplanırdı kapı, kapı. Sonraki gün iki-üç köy gençliğinin "imecesiyle"
yapılmış deve diğer komşu köye gider, orada da tekrarlanırdı aynı
etkinlikler dostça, kardeşçe, kavga-kırgınlık-dargınlık olmadan,
bize yakışır şekilde.
İşte böyleydi değerli okuyucularım on beş - yirmi yıl öncesi,
Trakya'nın Batısında bayramlar; belleğimde silinmeksizin hatırladığım.
Peki şimdi unutuldu mu? Diyeceksiniz. Tabi ki HAYIR!
Fakat; maalesef hepinizin farkında olduğu gibi, değişiyor. Belki
bir değişim rüzgârının etkisine biz de kapıldık, gidiyoruz. Değişim
kaçınılmazdır. Fakat bir yere kadar ve belli ölçülerde. Ne kadar
değiştiğimiz yorumunu da sizlere bırakıyorum. Önemli olan özünde
aynı yaşanması, doğru ve yanlışın iyi ayırt edilmesidir.
Farkına varıp harekete geçmez, bizi biz yapan maddi ve manevi
değerlerimize sahip çıkmaz, tekrar yaşatmak için çaba sarf etmezsek,
tekrar çocukluklarımızı yaşamazsak, çocuklarımıza, torunlarımıza
ileride gurur duyarak yaşayabilecekleri bir emanet bırakmamış,
değer öksüzü kuşaklar yetişmesine vesile olmuş oluruz. Toplumsal
ve ulusal değerlerden yoksun bir kuşağın yetişmesi de, yeni kuşaklarımızın
başka toplumsal ve ulusal değerleri benimsemelerini doğuracaktır.
Ve dolayısıyla, bir- iki kuşak sonra da, ulusal ve toplumsal değerlerimizle
birlikte bu süreç; tarih sayfalarından yok olup gideceğimizin
göstergesi olabilecektir. Onun için: başımızı ellerimizin
arasına koyarak düşünmemiz, özeleştiri yaparak "Ben; Biz
İçin, Ne Yapabilirim?" dememiz gerekiyor. Ama geç
kalınmadan... Trakya'nın Batısında; nasırlı ellerin,
kınalı ellerin, dünya var olduğu müddetçe, içten, saygıyla öpülmesi
dileğiyle;
Perspektif 'te tekrar buluşmak üzere, sağlıkla, umutla, sevgiyle
kalın... |
| Sonnur Halil |
TRAKYANIN
BATISINDA BAYRAMLAR -II-
|
Geçen sayımızda;
"Trakya'nın Batısında Bayramlar - I - " başlıklı yazımda sizlere;
bayramlarımızı unutmaya, eskilerde olduğu gibi yaşamamaya başladığımızı
anlatmıştım. On beş - yirmi yıl öncesi bayramlarımızı daha güzel
yaşadığımızı, bayramlarda çeşitli etkinlikler ve faaliyetlerle
kardeşlik, ve dostluk bağlarımızı daha bir perçinlediğimizi örnekleriyle
sunmaya çalışmıştım.
Bu yazımda da yine bayramlarla ilgili örnek ve önerileri, bayramlarımızı bize yakışır şekilde, biz gibi yaşayıp yaşatmayı dileyerek, sizlere yine Perspektif farkıyla sunmaya çalışacağım.
Yıllar önce bayramlarda, gündüzleri eş-dost ve akrabalarla bayramlaşılır, geceleri de bu bayramlaşmalara devam edilirdi. Kurban Bayramlarında ise; "Deve Geleneği" bütün çevre halkları bir araya getirir, bayramlaşmalar yapılarak, dargınların, kırgınların, barışması, kucaklaşması sağlanır, yeni yeni dostluklar kurulurdu. "Deve Geleneği" bölge halkının, birbirleriyle kaynaşmasına ve geleneklerine sahip çıkarak, dışarıdan gelecek yıkıcı etkilerle toplum ve toplum kültürünün yıkılmamasına vesile olurdu.
Şimdilerde; eski geleneklerin yerini, son yıllarda revaçta olan Bayram eğlenceleri çoktan aldı bile. Genel olarak, eski geleneklerle kıyaslanmadan bakıldığında, çok güzel ve yerinde etkinlikler. Gençlerin kaynaşmasını ve eğlenmesini sağlayan yararlı faaliyetler. Ancak; eski geleneklerdeki birleştiricilik, kaynaştırıcılık, milliyetçilik unsurları, bu modem aktivitelerde görülemiyor. Son iki - üç yılda; bayram ve bazen hiçbir özelliği bulunmayan günlerde öylesine yapılıp, eğlence tabir edilen bir nevi gelin ve damatsız düğün diye tanımlayabileceğimiz bu etkinlikler, tamamen kontrolden çıkarak, pırıl pırıl gençlerimizi özünden uzaklaştırmaya, kendi özbeöz kültürlerini unutturmaya başladı. Bu olay bazılarımıza çok basit, abartılmış bir olay gibi görünebilir. Biz bir Azınlık toplumuyuz. Vereceğimiz küçük tavizler, daha sonra kaçınılmaz olanlarını getirecektir. Azınlık olarak, kültür savaşı verdiğimiz bir dönemde küçük tavizler çok önemlidir. Her şeyin dikkatli, bir değil, bin defa düşünülerek yapılması gerekir. Yarar yaptığımızı zannederken, zarar yapıyor olabiliriz bu Azınlık toplumuna. Bayram eğlencelerinin son derece dikkatli, bilinçli, kontrollü olarak yapılmaları gerekmektedir. Bir amaç için yapılıyorsa, o amaca ulaşılmaya çalışılmalıdır. En güzel şekilde, doya doya eğlenecekleri kenetlenecekleri günlerde, (çeşitli provokatörlerce) gençlik arasında kalpler kırılmaya, kavgalar çıkartılmaya, ağızlara yakışmayan kelimeler alınmaya, benlikler unutulmaya başlandı. Tabi ki, dil ve müzik de unutulmaya başlanan değerler arasında. Kısaca bir farklılaşma ve değişim süreci yaşanıyor Trakya'nın Batısında.
Bu değişim sürecinde suçlular kim? Gençler mi? Büyükler mi? Bence hiçbiri. Suçlular hepimiziz. Bu değişime göz yumarak, küçük tavizleri görmezden gelen bizleriz. Suçlu; Batı Trakya Türk halkı. Suçlu; Batı Trakya Türk halkını uyarmayan, yol göstermeyen Batı Trakya Türk aydınlan. Bu değişim kaosuna bir an önce son verilmesi için bütün toplum olarak el ele verip bir şeyler yapmanın zamanıdır. Geldi geçiyor. Görmezden gelen gözlerimizi açmanın zamanıdır. Geleneklerimize, maddi ve manevi değerlerimize sahip çıkmanın zamanıdır. Hor görmeyi, tepeden bakmayı, bırakalım birbirimize. Kenetlenme, birleşme zamanıdır. Gençliğe, yeni kuşaklara sahip çıkma zamanıdır. Gençliğimize; bizi, bize ait olanları, güzellikle anlatmaya, öğretmeye çalışırsak, mutlak suretle ve kesinlikle yararı olacaktır. Büyükler özen gösterip, kültürümüzün yok olmaya başlayışını kabullenip, bu hassas konu üzerine ivedilikle eğilirlerse, inanıyorum bu sorunlar kendiliğinden aşılacak. Batı Trakya Türk gençliği; iyiyi, doğruyu, güzeli ayırt edebilecek niteliklere zaten sahip. Ve hepsi, Azınlık insanı için bir şeyler yapmak, dedeleri, ataları gibi kendi kültürleriyle yaşamak istiyorlar. Ancak; birilerinin yol göstermesi, nasıl yapmaları gerektiğini öğretmesi, ön ayak olması gerekli. Büyükler; yeni nesil e yol gösterici olurlarsa, kalpten inanıyorum ki her şey günden güne daha güzel olacak Trakya'nın Batısında.
Şimdi de, sizlere gerçekte yaşanan bir olayı aktarmak istiyorum. Belki orta yaşlı olanlarınız anımsayacaklar. Dillerde dolaşan bu olayı, beş altı yıl önce, bir bayram sabahı dinlemiştim,....... amcanın ağzından. Ve aynen aktarıyorum sizlere.
"Bizimkilerden bi çöcücek, bundan yedi - sekiz sene evel, askere gitmiş. Vatan borcu bu çöcüm. Gitçen helbet. Bende gittim, bi gün sende gitçen. Valla, şindi hatırlayamaycam hangi küden ama, sanıyım yaka külenin birindendi bu çöcük. Neyse, gitmiş külenden uzaklara. Atina' dan taa aşalara çıkmış askerlii. U zamannar varsa sıkıştırdılar çöcüce. Ne düşündü biz bilemeyiz. Raat askerlik yapsın deye heralde, - sen nesin? Deye sordunayın, varsa korkudan: - Ben, Müslümanım. Ama bundan sona, Hristiyan olcam. Demiş. Sizin dininizi ürenmek isteyim. Demiş. U zaman bütün kumandannar çok sevinmişler. Unu bütün askeriyenin önünde gösterip: - Bakın bu çöcük, Müslümandı, artık Hristiyan oldu. Demişler. Ardından da, "Vaftiz" yapmışlar. Sona bu çöcük çok raat askerlik yapmaa başlamış. Bi gün, yıldızlılardan biri buna sormuş: - Şindi, ne kadar izin istersen vercez sana. Ne zaman gitmek isteysin küüne. Demiş. - Bizimki de: Komutanım, beş gün Ramazan Bayramında, beş gün de Kurban Bayramında izin verirseniz yeter demiş."
O an ....amcanın tüyleri diken diken olmuştu. Sonra "Yaa çöcüm, annaysın dil mi. Ne olursa olsun demek, bi insanın yüreende olsun, içinde olsun, " diyordu, gözleri parlayarak, tüyleri hala diken diken amca.
Hiç unutmuyorum her bayramda anımsadığım, anımsayınca da, ayrı bir güç aldığım bu olayı. Biz; işte böyle bir toplumun, böyle bir kültürün, böyle bir terbiyenin evlatlarıyız. Bazen on binde bir de inkar etsek benliğimizi dilimizle, yüreğimizle asla inkar edemiyor, için için yanıyoruz derinlerde. Özlemlerimiz, benliğimize, bizi biz yapan değerlere saygımıza.
Unutmayın! İnsanlar inandığı gibi yaşamazlarsa, bir gün yaşadıkları gibi inanmaya başlarlar.
İnandığımız gibi yaşamaya başladığımız nice bayramlara ulaşmak; Bayramlarımızda atalarımızın yaşadığı gibi yaşamak; bize yakışan, kardeşlik duygularının ön plana çıktığı, kavgasız, dostça, sevgi dolu, "Köy Eğlenceleri" adında, bütün köy halkının da katkılarıyla, gençlere kültürümüzü emanet etmek, benliğimizi sonsuza dek yaşatmak için;
El ele vererek; kültür kokan, biz kokan, "türkü" kokan Bayramlara ve Bayram Eğlencelerine ulaşabilmek dileğiyle;
Tekrar buluşmak üzere, sağlıkla, umutla, sevgiyle kalın.
|
| Sonnur Halil |
Açıklama: ..............amcanın bana anlattığı olay;
Trakya şivesi, Batı Trakya şivesi olup, halk dilinde söylendiği
şekilde aktarılmıştır. Kullanılan kelimelerin karşılığı aşağıdaki
gibidir; |
Annaysın: Anlıyorsun
Kü : Köy
Bi : Bir
Oluyu: Oluyor
Bizimkiler: Halk arasında "Batı Trakya Türk'ü" anlamında
kullanılır
Raat : Rahat
Sanıyım: Sanıyorum
Çöcük: Çocuk (Genç, delikanlı) Sona: Sonra
Deye: Diye
|
Dilmi: Değil mi
U : O
Evel : Evvel
Ürenmek: Öğrenmek
Gitçen : Gideceksin
Varsa: Zannetmek, zannımca
Helbet : Elbet
Vercez : Vereceğiz
isteyim : İstiyorum
Şindi: Şimdi |
|
|