Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

GENÇ KALEMLER

"Genç Kalemler" köşesine başlarken...
Neden Genç Kalemler köşesi?
Bu köşede hem edebiyatımızdan örnekler vermek, hem de gençlerin önünü açabilmek istedik. Edebiyatımızdan örnekler vermemizin sebebine gelince ki bu aynı zamanda köşemizin adının genç kalemler konulmasının sebebidir. Dilimizi güzel konuşmak, bu amaçla 1911'de Selanik'te çıkan "Genç Kalemler" ismi bize örnek oldu, bu yüzden köşemizin adını onların hatırasına hürmeten Genç Kalemler köşesi koyduk. Bugün "Yeni Lisan" hareketi adıyla da tanınan Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in lisan ile ilgili makalelerinden alıntılar ve Ziya Gökalp'in "Lisan" adlı şiiri ile köşemiz yayın hayatına girmiş olacak ve ilerde başta da söylediğimiz gibi dilimizin hem eski hem de sizlerin oluşturduğu yeni örneklerine yer verilecektir.
Hayırlı olmasını dileriz.

İbrahim Muhtar

YENİ LİSAN
Makalesi'nden

 

Ömer Seyfeddin, Yeni Lisan makalesinin, "Eski Lisan" başlığı altındaki ilk kısmında; Asya'dan garbe, Anadolu'ya hicret ettiğimizi, din ve edebiyatın bize Arabî, Fârisî öğrettiğini söyler. Yazara göre, hicretin ilk asırlarında Arabî'den ve Fârisî'den lisânımıza birçok kelimeler girmiştir. Edebiyat, sanat ve süsleme fikri Arabî ve Fârisî kaideler de getirmiştir. Türkçe böylelikle sun'î bir hal almış, fakat aslını, esâsı olan fiilleri ve sigaları da istiklâlini muhafaza etmiştir. Bu istiklâl Ömer Seyfeddin'e ve milli edebiyatçılara Türkçe'yi tekrar eski sâfiyet ve tabiiliğine ircâ etmek ümidini vermiştir.

Edebiyatımız iki devre ayrılır:

I- Şarka doğru: İran'a,

II- Garbe doğru: Fransa'ya.

Eski edebiyatın son mümessili Muallim Naci'dir. Ondan sonra, Akif Paşa'dan beri teşkiline başlanan Avrupa mektebi meydana çıkar.

Servet-i Fünuncular'dan Tevfik Fikret ve Cenab Şehabeddin, milliyetimize, hissimize, zevkimize muhâlif, fakat güzel şiirler, Fransız tarzı şiirler vücûda getirmişlerdir. Servet-i Fünuncular'dan hiçbirisi esaslı ve mühim bir yenilik göstermiş sayılamazlar. Onlarda öyle mısralara rastlanır ki, içinde hiç Türkçe kelime yoktur. Eski nazım şekillerini değiştirip, sonnet'leri almış ve bir salon edebiyatı vücûda getirmişlerdir.

Fecr-i Aticiler de Servet-i Fünûncuları tekrar etmişlerdir. Servet-i Fünuncular'dan tek ayrıldıkları nokta, onların en kullanılmayan kelimeleri kamuslardan bulmalarına mukabil, Fecr-i Ati mensuplarının bunu yapmamasıdır.

Fecr-i Aticiler gençtirler, zekidirler, vatanın ümidi onlardadır. Onlar çalışacak, okuyacak, tekamül edeceklerdir. Bizi milli bir edebiyattan mahrum bırakan eski ve sun'i lisanı terk edeceklerdir. Dünküleri taklid etmekten vazgeçtikleri gün hakiki bir fecir olacak, onların sayesinde yeni bir lisanla terennüm olunan milli bir edebiyat doğacaktır.

Ömer Seyfeddin'e göre, şimdi yeni bir hayata, bir intibak devresine giren Türkler'e tabii bir lisan, kendi lisanları lazımdır. Milli bir edebiyat vücûda getirmek için, önce milli dil gerekir. Eski lisan hastadır. Hastalıkları bilhassa içindeki yabancı kaidelerdedir.

Artık hareket zamanı gelmiş, hatta geçmiştir. Bize geniş, muntazam ve mazbut bir dil lazımdır. Türkçe dünyanın en mükemmel, sade ve tabii gramerine sahiptir. Onun içinden ecnebi kaideleri; Arabi ve Farisi terkipleri, edatları çıkarır ve şimdilik edebi ve fenni ıstılahlara dokunmazsak dilimiz, ileride bunları da Türkçeleştirmek şartıyla, milli ve mükemmel bir dil olabilir.

Yazıldığı tarihten bu yana Türk dili ve edebiyatı tarihi üzerinde yapılan araştırmalar dolayısıyla birçok noktaları tenkid edilebilir

durumda bulunan Yeni Lisan makalesinin bugün halâ doğru sayılabilecek diğer bölümleri de şunlardır:

"I. Arabi ve Farisi kaideleriyle yapılan bütün terkipler terk olunacak. Tekrar edelim: Fevkalâde, hıfzıssıhha, darbımesel, sevkitabii gibi klişe olmuş şeyler müstesnâ...

II. Türkçe cem edatından başka kat'iyyen ecnebi cem edatları kullanılmayacak: İhtimâlât, mekâtip, memurin, hastegân yazacak yerde ihtimaller, mektepler, memurlar, hastalar yazacaksınız. Tabii kâinat, inşaat, ahlâk, Müslüman gibi klişe hâline gelmişler müstesna...

III. Diğer Arabi ve Farisi edatları da atacaksınız! Eyâ, ecil, ez, men, an, ender, ba, beray, bi, na, ter, çi, çent, zi, âlâ, fi, gâh, gin, âza, veş, ver, nâk... gibi edatlar terkolunacak; ancak tekellüme girmiş tamamıyle Türkçeleşmiş olan, ama, şayet, şey, keşki, lâkin, nâşi, hemen, hem, henüz, yâni... gibileri kullanılacak. Unutmayalım ki, terkolunmasını arzu ettiğimiz bu edatlar kullanılsa bile terkip kâideleri gibi lisanın tekellümüne giren, "san'atkâr gibi kelimeleri serbestçe söyler ve yazabiliriz.

İsimler ve Sıfatlar:

Farisi kelimeleri, Türkçe'mizdeki manalarına göre isim veyahut sıfat telâkki edeceğiz. Farisi ve Arabi nispet mânâsını ve edatını hâiz olan kelimelere umumiyetle sıfat diyeceğiz. Lisânımızda yalnız Türkçe kâideleri hükmedecek, yalnız Türkçe kâideleri... Türkçenin mekanizmasını bozan Arabi ve Farisi kaideleri bilmeyeceğiz. Anlamayacağız. Bu adım kat'i adım olacak, yeni lisanla ilmi, edebi, fenni yazılar yazacağız, hikayeler telif, şiirler tanzim edeceğiz ve eskilerden kimse, hatta Edebiyat-ı Cedide'nin, şimdi susan o meyus ve müteheyyic münekkidi bile artık mütehekkimâne: "bizim lisanımızı, dünkülerin lisanını telâffuz ediyorsunuz" demeye cesaret edemeyecek. Görecekler ki bu lisân başka birşeydir. Saftır, tabiidir. Fuzuli ve Nef'i lisânının bir karikatürü, bir taklidi, bir harabesi, yani dünkülerin lisanı değildir. Şüphesiz ihtiyarlar mevcudiyetlerini muhafaza etmek hissine mağlup olacaklar, ölümlerini tahakkuk ettirecek, henüz altında kımıldadıkları taze kabirlerinin üzerine bir nisyan âbidesi dikecek olan bu teşebbüse tenezzül etmiyorlarmış gibi -hücum etmezlerse bile- düşman kalacaklardır.

Ömer Seyfettin'den Seçme Hikayeler
S: 247 - 250


Lisan
Güzel dil Türkçe bize.
Başka dil gece bize.
İstanbul konuşması,
En saf en ince bize.

Uydurma söz yapmayız,
Yapma söze sapmayız.
Türkçeleşmiş, Türkçe'dir,
Eski köke tapmayız.

Yeni sözler gerekse,
Bunda da uy herkese.
Halkın söz yaratmada,
Yollarını benimse.

Arapçaya meyletme,
İran'a hiç gitme,
Tecvid'i halktan öğren,
Fasihlerden işitme.

Lisanda sayılır öz,
Herkesin bildiği söz,
Manası anlaşılan,
Lügate atmadan göz.

Açık sözle kalmalı.
Fikre ışık salmalı.
Eşanlamlı sözlerden,
Türkçesini bulmalı.

Yap yaşayan Türkçe'den,
Türkçe'yi incitmeden.
İstanbul'un Türkçe'si,
Zevkini olsun yeden.

Türklüğün vicdanı bir,
Dini bir vatanı bir,
Fakat hepsi ayrılır,
Olursa vicdanı bir.

Ziya Gökalp

Dergimizin düzenlemiş olduğu ortaokullar arası "Yeni Yüzyılda Dünyamızda Dostluk, Barış ve Kardeşlik" konulu kompozisyon yarışmasında "Dostluk ve Barış Ödülü"ne layık görülen kompozisyon...
BENİM ADIM SAVAŞ
Savaş Ömer Recepoğlu
İskeçe 3. Ortaokulu

Flaş... Flaş... Flaş...

- Bugün Amerika Birleşik Devletleri'ndeki New York şehrine uçakla intihar saldırısında bulunuldu. Dev ikiz kuleler yerle bir olurken, birçok kişi hayatını kaybetti, yüzlerce yaralı var.

- - Bu gece Amerika, Irak'ı bombalamaya başladı.

- - İsrail, Filistin topraklarını işgale ve bombalamaya devam ediyor.

- - Türkiye ile Yunanistan arasındaki sorunlar yine gerginliğe sebep oldu.

Henüz on üç yaşındayım. Televizyonu her açışımda; bir gün geçmiyor ki dostluk, kardeşlik, barış, sevgi adına hiç yakışmayan savaşla ilgili haberler olmasın.

Tüm insanlar dünyaya sevgi ile gelirler. Bir anne karnındaki bebeği sevgi ile besler. Onu, içinde bulunduğumuz dünyaya sevgi ile getirir. O bebeğin sevgisi ile birçok insan bir araya gelir. İlk gülüşü, ilk sözcükleri, ilk adım atışı, ilk okula gidişi yine birçok insanı mutlu eder. Okula başladığında o bebek artık büyümüştür. Çünkü okuma, yazmayı öğrenir. Hayatın zorluklarını yaşamaya başlar. Sürekli öğrenmek için mücadele eder. Arkadaşlarının değerini anlamaya başlar. Onlarla dostça, kardeşçe, barış içinde yaşaması gerektiğinin artık bilincindedir. Kısacası büyüyen o bebek hayata hazırlanır. Sevgiyle dünyaya gelir, hayatla mücadeleye başlar ve engeller karşısında savaşır. Beni sevgiyle bugüne getiren annem ve babam benim adımı o yüzden Savaş koymuşlar. Kötülüklerle savaşarak dostluğu, kardeşliği, barışı herkesle paylaşmam için.

Benim kendi içimde yaşadığım bu dünya bu kadar güzelken bir de, tüm insanların içinde yaşadığı Dünya var. Birçok kişi kardeşlik, barış ve dostluktan bahsediyor. Ama bir o kadar kişi de, içinde yaşadıkları bu dünyaya gelirken duyulan sevgiyi unutmuşçasına insanlara, hayvanlara, doğaya, çevresine zarar veriyor. Nasıl mı? Televizyonunuzu açtığınızda, çevrenize biraz dikkatli baktığınızda, benim çocuk gözümle gördüğüm her şeyi siz de görebilirsiniz. İşte siz de o zaman her duyarlı insanın sorabileceği soruları sorabilirsiniz. Hani bizi dünyaya getiren sevgi! Hani bize okulda öğretilen dostluk, barış! Hani benim çocuk gözlerimin görmek istedikleri!

Benim adım Savaş. Ağabeyimin adı Barış. Ben adım gibi, işte bu görmek istediklerim için savaşıyorum. Dünyada barış, kardeşlik, dostluk ve sevgi için. Birçok kişi için, önemini kaybetmiş değerler için. Unutulmamalı ki; barışı kazanmak için savaşmak gerekir.

Flaş... Flaş... Flaş...

- Uyuşturucuyla mücadeleye karşı başlatılan savaşta, birçok uyuşturucu bağımlısı gencimiz topluma kazandırıldı.

- - Deprem bölgesine bir çok ülkeden kurtarma ekipleri ve ilk yardım malzemeleri geliyor.

- - 23 Nisan Çocuk Bayramı'na birçok ülkeden katılan çocuklar dostluk, kardeşlik ve barışın temsilcisiydi...

"Jüri Özel Ödülü"ne layık görülen kompozisyon...
İNSANLIĞIN KURTULUŞ REÇETESİ

Elif Mustafa Halil
Celal Bayar Azınlık Lisesi

 

İnsanlık alemi, içinde bulunduğu yüzyıl içerisinde, belki de her zamankinden çok daha fazla üç şeye şiddetle ihtiyaç duymaktadır. Dostluk, barış ve kardeşlik.

Düşünelim bir defa. Dünyanın her köşesinde kayıtsızca kan dökülmektedir. Dünyanın her köşesinden barut kokusu yayılmaktadır. Televizyon ekranları, insanların hemcinslerini yok etme konusundaki gayretlerini, bir spor karşılaşması niteliği ile seyircilerine aktarmaktadırlar... Nedir bu kabus?! Nedir bu vahşet?!

Şurası gün gibi aşikardır ki insanlık; dostluk, barış ve kardeşlik gibi kavramları temel prensip haline getirmedikçe, bu karanlık gecenin sabahı olmayacaktır.

Dostluk öyle bir silahtır ki, en güçlü düşmanlar bile onun karşısında boyun eğmek durumunda kalmışlardır. Güzel bir özdeyiş, bu gerçeği ne güzel vurguluyor: "Bir düşmandan kurtulmanın en iyi çaresi, onu kendine dost etmektir." Gerçekten de öyledir. Yeter ki, dostluk yolu üzerinde ot bitmesine müsaade edilmesin.

Dostluk deyince, hemen belirtelim ki, gerçek dostluk bizim tarifimizin içine girmektedir. Yoksa iki yüzlü dostlar, belki de en kötü düşmandan da daha kötüdür. Büyük düşünür Sokrates, bir gün bir ev inşa eder. Etrafında toplanan dostları, evin oldukça küçük olduğunu belirtirler. Büyük filozofun verdiği cevap gerçekten çok ilginç: "Ah, keşke bu evin alabileceği kadar gerçek dostum olsa!"

Dostluğun doğal bir sonucu ise barıştır. İnsanların birbirlerine sevgiyle bakması birbirine güvenmesi demektir. Toplum huzurunun, daha geniş bir ifade ile dünya huzurunun vazgeçilmez reçetesidir. Ulu önder Büyük Atatürk, bunu tek cümle ile ne güzel ifade etmiştir: "Yurtta barış, dünyada barış" karanlık dünyamızın bu ilkeye ve bu ilkenin aydınlatıcı ışığına ne kadar muhtaç olduğunu hepimiz görmekteyiz.

İnsanlık aleminin geleceğini teminat altına alacak sigorta niteliğindeki önlemlerden biri de kardeşliktir. Bu duygunun hakim olduğu bir toplumda ne bir kargaşa, ne de herhangi bir uyumsuzluk beliremez. Sevgi ve saygı esasına dayanan yaklaşımlar, kardeşlik anlayışını perçinleyen öğelerdir.

Çağımız insanı, teknolojinin kendisine sunduğu imkanlar sayesinde mutlu bir hayat yaşayabilir. Ancak unutmayalım ki, insanlığın yıkımı, yine insanoğlunun içinde bulunan kin, düşmanlık ve ihtiras gibi duygular hazırlayabilir. Yaşadığımız yüzyılda dünyamızın huzuru ancak dostluk, barış ve kardeşlikle sağlanabilir. Tüm insanlık hep dost kalsın, kardeş olsun, barış içinde yaşasın...

|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
3764