Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

ÖĞRETMENLERİMİZ

Söyleşi: İlknur Halil  
 
Öğretmen Fikri Mehmet:
"... Çocukların başarısı için velilerin okulla, öğretmenle iş birliği içinde çalışmaları gerekiyor."
 

Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

1947 yılında Sendelli köyünde doğdum. İlköğrenimimi köyümde tamamladıktan sonra, 1960 yılında Öğretmen Okulu sınavlarına girdim. Girmiş olduğum bu son öğretmen okulu sınavlarında, Isparta Gönen İlköğretmen okulunu kazandım. Burada 4 yıl, okuduktan sonra, Ortaköy İlköğretmen Okuluna devam ettim. 1965 - 1966 öğretim yıllarında da, oradan mezun oldum. 1968 yılında askerliğimi tamamladıktan sonra, 1969 yılında Gümülcine İdadiye İlkokulu'na tayinim çıktı. O yıldan bu yana da aynı okulda çalışmaktayım.

Okullarımızdaki eğitim durumu geçmişe göre bu gün nasıl, ne durumda? Tecrübeli bir öğretmen olarak, bize 33 yıl önceki eğitimle bugünkü eğitim arasındaki farkı anlatır mısınız? Eğitimde neredeyiz, nereye gidiyoruz?

İlk göreve başladığım yıllarda azınlık okullarındaki eğitim öğretimi daha çok beğeniyordum. Mesela benim ilk öğretmen olduğum yıllarda okullarımızda yıl sonu müsamereleri yapılıyordu. Bu müsamerelerde çocuklar; çeşitli etkinliklerle izleyici karşısına çıkarken, yıl içinde yapmış oldukları eserleri de burada sergileme fırsatı buluyorlardı. Biz öğretmen olarak bunlardan gurur duyuyorduk. 1974'lerden sonra bu kültürel etkinlikleri yapamaz duruma geldik ve her geçen yıl da durum daha kötüye gitti. Örneğin benim ilk öğretmenliğe başladığım yıllarda haftada 1 saat resim dersim, haftada 1 saat müzik dersim vardı. Bu derslerde çok güzel çalışmalar gerçekleştiriyorduk. Örneğin resim dersinde; suluboya, karaboya, elişleri yapıyorduk. Müzik derslerinde; her hafta ünite konularına göre çocuklara çeşitli şarkılar öğretiyorduk. Çocuklar bu dersleri dört gözle bekliyorlardı. Bugün ne müzik, ne resim dersimiz var. Hatta beden eğitimini bile kaybetmiş durumdayız bugün. O zamanki eğitim kadroları da daha kaliteliydi. Daha çok öğretmen okulu mezunu öğretmen vardı, iki - üç kontenjan öğretmen vardı. Kısacası o yıllarda eğitim çok daha iyiydi. Ben bu gidişten ümitsizim.

Az da olsa halen belli etkinlikler gerçekleştirebilen okullardansınız. Geçmiş yıllarda Gümülcine Belediyesi'nin düzenlemiş olduğu etkinliklere katıldığınızı hatırlıyorum.

Evet. Geçtiğimiz yıllarda Gümülcine Belediyesi'nin düzenlemiş olduğu Gümülcine İlkokullar arası Atletizm ve Futbol yarışmasına katıldık. Okulumuzun hem kız, hem erkek öğrencileri iki sporda da birincilik kazandılar. 14 okul katılmıştı bu yarışmaya.

Öğrenci velilerinin eğitime ilgisi nasıl?

Bazı aileler eğitimle, çocuklarının okuldaki durumlarıyla, çok yakından ilgileniyorlar. Ancak üzücüdür ki bu tip ailelerin sayısı oldukça az. Bazı aileleri, çocuklarının durumlarını görüşmek üzere okula çağırmamıza rağmen gelmediklerini görüyoruz. Bu da üzücü bir olay.

Ancak burada beni çok üzen bir olaya da değinmeden yapamayacağım. Bugün birçok veli ilkokul eğitimine başka bir gözle bakıyor. Onlar ilkokulu bitiren bir çocuğun, bütün bilgileri üzerinde toplayabileceğini, her şeyi bilebileceğini zannediyorlar. Bu bence yanlış bir görüş. Öyle olsaydı; ortaokullar, lise ve üniversiteler kurulmazdı. İlkokul 6 - 12 yaş arasını kapsayan çocukların okul dönemi. Bu yaştaki çocukların öğrenme kapasitesi de belli. Burada esas amaç, çocuğa sağlam bir temel oluşturabilmektir ki çocuk ortaokulda verilecek bilgileri sağlam temel üzerine oturtabilsin, başarılı olabilsin. Bu temel sağlam değilse, çocuğun başarılı olması mümkün değildir.

Öğrencilerin daha başarılı olması, dolayısıyla daha sağlıklı bir gençlik yetiştirebilmemiz için ailelere düşen görevler nelerdir?

Çocukların başarısı için velilerin okulla, öğretmenle iş birliği içinde çalışmaları gerekiyor. Bunun dışında aile tek başına bir şey yaparsa bazen yanlış da olabilir. Bizim planlarımız, programlarımız, metotlarımız var. Bunun paralelinde aile öğretmenle iş birliği içinde olmalı ki, çocuğuna eğitimde katkı sağlayabilsin. Yoksa tek başına gelişigüzel yaptığı işlerde, istese de başarılı olamaz.

Burada aileleri de fazla suçlamak istemiyorum. Okullarımıza girdiğinizde, duvarlara bakınca ne Türkçe bir yazı, ne bir afiş görebilirsiniz. Görebildikleriniz yalnızca; dört duvar, öğrenci ve öğretmen. Belki veliler bizim arzu ettiğimiz her şeyi fazlasıyla yapabilirler ama, biz isteyemiyoruz. Ben okula kitap isteyemiyorum ki. Üç - beş kitap dışında okula kitap girmesi yasak. Öğrencinin çantasında mühürsüz kitap bulundurmaması gerekiyor. Yani, çok sınırlı ve kısıtlı öğretmenin çalışma alanı. Fazla bir şey yapmamız ve aileden de fazla bir şey istememiz mümkün değil bu durumda. Ama tabi velilere çocuklarımızın daha başarılı olmaları için çeşitli tavsiyelerde bulunuyoruz.

Yıllar ve sorunlar sizi yordu mu?

Ben bütün samimiyetimle söylüyorum, hiç yorulmadım. Allah sağlık verdiği sürece de çalışacağım. Çünkü bu mesleği ve çocukları çok seviyorum. Ben okula girdiğim zaman çocuklarımın arasında bütün sorunlarımı unutuyorum. Bu bana yaşama şevki veriyor. Dünyaya bir daha gelsem yine öğretmen olmak isterdim.

33 yıllık öğretmenlik yaşamınız boyunca, şüphesiz pek çok güzellikler ve sıkıntılar yaşadınız. Sizi etkileyen, unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?

Muhakkak anılarım çok. Ben öğretmenlik hayatımda beni çok mutlu eden bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum.

1980 yılı Ekim ayında, Yunanistan Özel Okullar Sendikası'nın öncülüğünde gerçekleştirilen bir etkinlik gezisine, biz de Öğretmenler Birliği olarak katıldık. Yunanistan'ın çeşitli bölgelerinden gelen 140 kişiyle birlikte, 4 günlük kültürel faaliyetler programı için İstanbul'a gidildi. Bu grubun içinde Atina'dan folklorcular, İskeçe'den Müzik Okulu, Kumciftliği'nden (Orestiada) Tiyatro Okulu vardı. Bu grupta Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Müzik Grubu'nun da yer alması bence çok önemliydi. Etkinlik çerçevesinde, İstanbul'da çeşitli okullarda kültürel faaliyetlerde bulunuldu. Ancak gerçekleştirilen bu etkinlikten bence daha da önemlisi oraya gittiğimizde Türk öğrencilerin, Yunanlı öğrencileri nasıl bağırlarına bastıklarını görmek oldu. İki saat içinde nasıl samimiyet kurup arkadaş olduklarını ve ayrılırken nasıl gözyaşı döktüklerini görmek beni çok duygulandırdı. Bu olay benim unutamadığım anılarımın arasındadır.

Hocam, son olarak bizimle paylaşmak istediğiniz bir şey var mı?

Evet, ben buradan 33 yıllık bir öğretmen olarak mesleğe yeni atılan genç arkadaşlarıma bazı tavsiyelerde bulunmak istiyorum. Onlara ilk olarak öğretmenlik mesleğini sevmelerini öğütlemek istiyorum. Çünkü, başarının temelinde sevgi yatmaktadır. Yine çocuklar karşılarındaki öğretmenlerini emir veren biri değil de, arkadaş olarak görmek isterler. Bunun için, öğretmen kendini çocuk seviyesine düşürebilmelidir. Böyle olunca hem çocuğun ruhuna daha iyi yaklaşır, hem de kendini çocuklara daha iyi anlatabilir.

Son olarak söylemek istediğim de; çocuklar arasında çalışkan, tembel ayırımı yapılıp çocuklara farklı muamele yapılmamalıdır. Unutulmamalı ki her çocuk ayrı bir değer, ayrı bir kabiliyet ve ayrı bir kişiliktir. Bu yüzden çocukları birbirleriyle kıyaslamak doğru değildir. Çalışkan değil dediğimiz çocukların birçoğu, iş ve ticaret hayatında çok başarılı olmuşlardır. Etrafımız bu örneklerle doludur.
Öğretmenin hedefi çocuklara özgüvenlerini kazandırmak, moral güçlerini yüksek tutarak onların hayata daha güçlü ve cesaretli girmelerini sağlamaktır.

   
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
1110