|
İstanbul’un Fethi Münasebetiyle; Fatih,
Fetih ve Bir Hadis…
Peygamber efendimiz Mekke’den Medine’ye göç ettikten sonra
müşrikler bu olaya çok içerlediler.
Çünkü, Müslümanlar Mekkeli müşriklerin eza ve cefalarına daha fazla
dayanamayarak hem Allah’ın emriyle, hem de zorunlu olarak Medine’ye
göç etmişlerdi. Medine halkı peygamberimizi ve diğer Müslümanları
büyük bir sevinç ve coşku ile karşılayarak bağırlarına basmışlardı.
Öyle ki mallarını, mülklerini gelen muhacirlerle paylaşmışlardı.
O zamana kadar Medine şehrinin adı (Yesrib) olarak anılıyordu.
Hicretten sonra Medine-i Münevvere- yani-(Münevver şehir) olarak
değişmiş oldu.
Bu arada Mekke’deki müşrikler Medine’de Müslümanların çoğaldıklarını
görünce ileride kendileri için bir tehdit ve tehlike oluşturacağını
sezerek Medine üzerine yürümek üzere büyük bir ordu hazırlığına
başlamışlardı. Bunu haber alan peygamberimiz de şehri müdafaa etmek
için hazırlıklara başladılar. Ancak bu nasıl olacaktı? Çünkü düşman,
kendilerinden kat kat üstün idi.
Bu hususu istişare için Peygamberimiz Müslümanların ileri
gelenlerini topladı. Onların bu hususta fikirlerini dinledi.
Nihayet Medine şehrinin etrafına büyük bir hendek kazarak düşmandan
korunmaya karar verdiler. Bu fikir Selman-ı Farisi adında bir
sahabiden gelmişti. Hemen hendeği kazmaya koyuldular.
Müslümanlar, başta peygamberimiz olmak üzere kadın erkek, çoluk
çocuk bu çok zahmetli işe canla başla sarıldılar. Bir ara kazı
sırasında önlerine büyük bir engel çıktı. Bu, çok büyük ve sert bir
taştı. Çalışanlar bunu bir türlü parçalayamıyorlardı. Durumu
peygamberimize bildirdiler. O mübarek zat tokmakla ve besmele ile
taşa öyle bir darbe indirdi ki taş parçalandı. Peygamberimizin
vuruşundan etrafa şimşek gibi kıvılcımlar dört bir yana doğru uzayıp
gitti. Bu peygamber efendimizin bir
mucizesi idi. İşte o zaman, mübarek ağzından şu tarihi sözler
döküldü: Parlayan kıvılcımlardan Güneye doğru gidenler için
Habeşistan ve Yemen’in, Kuzeye doğru parlayanlar için İran’ın
Müslümanlar tarafından alınacağı müjdesini verdi. Asıl en önemli
müjdeyi ise Kuzeybatıya doğru saçılan ve kıvılcımların en parlağı
olan için söyledi.
Bu ışık, Bizans’ı yani İstanbul’u işaret ediyordu. Ve ağzından şu
tarihi sözler döküldü:
Mealen: “Kostantiniye (İstanbul) Muhakkak fethedilecektir. Onu
fethedecek kumandan ve asker ne mutlu kumandan ve askerdir.” dedi.
Hakikaten ilerideki yıllarda Habeşistan, Yemen, İran Müslümanların
eline geçti.
Ve nihayet 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’da fethedilmiş oldu.
Böylece Kur’an-ı Kerimde Sebe’ süresindeki (Beldetün tayiibetin-
(İyi bir beldedir) kelimelerinin de sırrı çözülmüş oldu. bu
kelimeler fethin tam tarihini veriyordu.
Şöyle ki, bu kelimelerin Ebced hesabıyla harflerinin rakam
karşılıklarının toplamı 857 hicri yılını gösterir. Bu tarih tam
olarak İstanbul’un fetih yılı olan miladi 1453 yılına tekabül eder.
Peygamber efendimizin bu övgüsüne layık olabilmek için, Araplar
çeşitli tarihlerde İstanbul’a seferler düzenlemişlerdir.
Ancak bu şeref, Osmanlı Türklerine nasip olmuştur. 20 yaşında ikinci
defa padişah olan ve 21 yaşında İstanbul’u fetheden II. Murat’ın
oğlu II. Mehmet fetihten sonra “Fatih” unvanını almış, Bizans
devletine son vermiş ve adını altın harflerle Türk tarihine
yazdırmıştır.
Bu büyük övgüye layık olmayı kahraman ecdadımıza ve necip
milletimize bahşettiği için Allah’a ne kadar hamdetsek, şükretsek
azdır.
Bizlere de düşen, her zaman tarihimize sahip çıkmak ve bu büyük
nimetin şerefini, kadrini bilmektir.
İstanbul 557 yıldır bu şerefle yaşamaktadır.
Hoşça kalınız.
|