Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

Tarihten inciler
 

Emin Kadiroğlu- Öğretmen


İstanbul’un Fethi Münasebetiyle; Fatih, Fetih ve Bir Hadis…


Peygamber efendimiz Mekke’den Medine’ye göç ettikten sonra müşrikler bu olaya çok içerlediler.
Çünkü, Müslümanlar Mekkeli müşriklerin eza ve cefalarına daha fazla dayanamayarak hem Allah’ın emriyle, hem de zorunlu olarak Medine’ye göç etmişlerdi. Medine halkı peygamberimizi ve diğer Müslümanları büyük bir sevinç ve coşku ile karşılayarak bağırlarına basmışlardı. Öyle ki mallarını, mülklerini gelen muhacirlerle paylaşmışlardı.

O zamana kadar Medine şehrinin adı (Yesrib) olarak anılıyordu. Hicretten sonra Medine-i Münevvere- yani-(Münevver şehir) olarak değişmiş oldu.
Bu arada Mekke’deki müşrikler Medine’de Müslümanların çoğaldıklarını görünce ileride kendileri için bir tehdit ve tehlike oluşturacağını sezerek Medine üzerine yürümek üzere büyük bir ordu hazırlığına başlamışlardı. Bunu haber alan peygamberimiz de şehri müdafaa etmek için hazırlıklara başladılar. Ancak bu nasıl olacaktı? Çünkü düşman, kendilerinden kat kat üstün idi.
Bu hususu istişare için Peygamberimiz Müslümanların ileri gelenlerini topladı. Onların bu hususta fikirlerini dinledi.
Nihayet Medine şehrinin etrafına büyük bir hendek kazarak düşmandan korunmaya karar verdiler. Bu fikir Selman-ı Farisi adında bir sahabiden gelmişti. Hemen hendeği kazmaya koyuldular.

Müslümanlar, başta peygamberimiz olmak üzere kadın erkek, çoluk çocuk bu çok zahmetli işe canla başla sarıldılar. Bir ara kazı sırasında önlerine büyük bir engel çıktı. Bu, çok büyük ve sert bir taştı. Çalışanlar bunu bir türlü parçalayamıyorlardı. Durumu peygamberimize bildirdiler. O mübarek zat tokmakla ve besmele ile taşa öyle bir darbe indirdi ki taş parçalandı. Peygamberimizin vuruşundan etrafa şimşek gibi kıvılcımlar dört bir yana doğru uzayıp gitti. Bu peygamber efendimizin bir
mucizesi idi. İşte o zaman, mübarek ağzından şu tarihi sözler döküldü: Parlayan kıvılcımlardan Güneye doğru gidenler için Habeşistan ve Yemen’in, Kuzeye doğru parlayanlar için İran’ın Müslümanlar tarafından alınacağı müjdesini verdi. Asıl en önemli müjdeyi ise Kuzeybatıya doğru saçılan ve kıvılcımların en parlağı olan için söyledi.

Bu ışık, Bizans’ı yani İstanbul’u işaret ediyordu. Ve ağzından şu tarihi sözler döküldü:
Mealen: “Kostantiniye (İstanbul) Muhakkak fethedilecektir. Onu fethedecek kumandan ve asker ne mutlu kumandan ve askerdir.” dedi.
Hakikaten ilerideki yıllarda Habeşistan, Yemen, İran Müslümanların eline geçti.
Ve nihayet 29 Mayıs 1453 tarihinde İstanbul’da fethedilmiş oldu.
Böylece Kur’an-ı Kerimde Sebe’ süresindeki (Beldetün tayiibetin- (İyi bir beldedir) kelimelerinin de sırrı çözülmüş oldu. bu kelimeler fethin tam tarihini veriyordu.

Şöyle ki, bu kelimelerin Ebced hesabıyla harflerinin rakam karşılıklarının toplamı 857 hicri yılını gösterir. Bu tarih tam olarak İstanbul’un fetih yılı olan miladi 1453 yılına tekabül eder.
Peygamber efendimizin bu övgüsüne layık olabilmek için, Araplar çeşitli tarihlerde İstanbul’a seferler düzenlemişlerdir.
Ancak bu şeref, Osmanlı Türklerine nasip olmuştur. 20 yaşında ikinci defa padişah olan ve 21 yaşında İstanbul’u fetheden II. Murat’ın oğlu II. Mehmet fetihten sonra “Fatih” unvanını almış, Bizans devletine son vermiş ve adını altın harflerle Türk tarihine yazdırmıştır.
Bu büyük övgüye layık olmayı kahraman ecdadımıza ve necip milletimize bahşettiği için Allah’a ne kadar hamdetsek, şükretsek azdır.

Bizlere de düşen, her zaman tarihimize sahip çıkmak ve bu büyük nimetin şerefini, kadrini bilmektir.
İstanbul 557 yıldır bu şerefle yaşamaktadır.
Hoşça kalınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131065