Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

Tarihten inciler
 

Emin Kadiroğlu- Öğretmen


Osmanlı Padişahlardan IV. Murat  ve Bekri Mustafa Ağa


IV. Murat 17. Osmanlı Sultanıdır, Bağdat fatihi olarak tanınır. 17. asırda yaşamış ve saltanatı döneminde içki ile tütün yasağı koymuştur. Ömrü zorbalarla mücadele ederek geçmiştir.
Bekri Mustafa Ağa da; 17. asırda İstanbul’da tanınmış ve o zamandan beri içki düşkünlüğü için timsal sayılmış bir adamdır. Bu Ağanın IV. Murat sarayına mensup olduğu da rivayet edilir. Kalenderliği, hazır cevaplılığı, açık sözlülüğü ile sevilen bir tiptir. Hakkında bir çok fıkralar ve hikayeler vardır. Bu sohbetimizde onun iki fıkrasını konu ederek okuyucularımıza sunmaya çalışalım.

Padişah IV. Murat devrinde devlet ve padişah aleyhine sık sık nümayişler gösteriler yapılıyordu. Yine böyle bir gösteri sırasında Bekri Mustafa da kalabalığa karışarak padişah aleyhine “istemeyiz, istemeyiz” diye sloganlar atarak bağırıp çağırır.
Ancak, bu olaydan sultan haberdar olur ve saraya dönünce de Sultan kendisine padişahı neden istemediğini sorar. Cevap hazır ve enteresandır:
- Şevketlim o nasıl söz! Sultanımı istememek benim ne haddime? Ben, meyhaneci Agop’u istemeyiz diye bağırıyordum, der.
Padişah Agop’u neden istemiyorsun diye sorunca da, şu cevabı verir:
- Ne olacak? Meyhaneci Agop, meyhanesini geç açar, erken kapar. Eksik satar, su katar. Bu da yetmezmiş gibi oturur bizimle beraber atar! Ben de Agop’u bu yüzden “istemiyoruz” diye bağırıyordum.
Bu cevap sultanın hoşuna gider, daha fazla üzerinde durmaz.

İkinci fıkramız da sanki günümüz için de geçerli olan bir uyarı, bir ders niteliğinde…

IV. Murat tebdil-i kıyafetle sık sık teftişlere çıkarak halkın nabzını yoklar. Ancak bu sefer saraydan hayli zaman uzak kalmaya niyet ederek yerine vekil olarak Bekri Mustafa’yı tayin eder. Adamlarına onu padişah kıyafetiyle giydirmelerini ve kendisi dönünceye kadar kimse ile görüştürmemelerini sıkı sıkı tembih ederek saraydan uzaklaşır.
Çok zaman sarhoş olan Mustafa sabahleyin padişahın yatağında uyanır. Hizmetçiler etrafında pervane dönerek, artık onun padişah olduğunu söylerler.
Bekri, çok geçmeden bir ferman yayınlatarak, bundan sonra erkek cenazelerini defnetmeden önce saraydan geçirmeleri emrini verir.
Gelen cenazelere eğilerek kulaklarına bir şeyler fısıldar. Halk yakına alınmadığı için ne söylediğini kimse öğrenemez.
Ve nihayet bu muammayı çözmek için canlı bir adamı kefene sararak tabutla saraya getirirler.
Bekri, her zaman yaptığı gibi tabuta eğilerek sözde cenazenin kulağına şöyle fısıldar:
- Sen şimdi öbür dünyaya gidiyorsun. Onlara de ki: Bu dünyanın işi ahvali Bekri Mustafa’nın eline kaldı. Oradan ötesini oradakiler anlarlar, der.

Bu dünyada bir çok işlerin başında ehil olmayan kişilerin bulunmasını bu fıkra çok güzel anlatmıyor mu?
Arif olan anlar, demişler…
Hoşçakalınız.
Aralık 2009


 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131065