|
Osmanlı Padişahlardan IV. Murat ve
Bekri Mustafa Ağa
IV. Murat 17. Osmanlı Sultanıdır, Bağdat fatihi olarak tanınır. 17.
asırda yaşamış ve saltanatı döneminde içki ile tütün yasağı
koymuştur. Ömrü zorbalarla mücadele ederek geçmiştir.
Bekri Mustafa Ağa da; 17. asırda İstanbul’da tanınmış ve o zamandan
beri içki düşkünlüğü için timsal sayılmış bir adamdır. Bu Ağanın IV.
Murat sarayına mensup olduğu da rivayet edilir. Kalenderliği, hazır
cevaplılığı, açık sözlülüğü ile sevilen bir tiptir. Hakkında bir çok
fıkralar ve hikayeler vardır. Bu sohbetimizde onun iki fıkrasını
konu ederek okuyucularımıza sunmaya çalışalım.
Padişah IV. Murat devrinde devlet ve padişah aleyhine sık sık
nümayişler gösteriler yapılıyordu. Yine böyle bir gösteri sırasında
Bekri Mustafa da kalabalığa karışarak padişah aleyhine “istemeyiz,
istemeyiz” diye sloganlar atarak bağırıp çağırır.
Ancak, bu olaydan sultan haberdar olur ve saraya dönünce de Sultan
kendisine padişahı neden istemediğini sorar. Cevap hazır ve
enteresandır:
- Şevketlim o nasıl söz! Sultanımı istememek benim ne haddime? Ben,
meyhaneci Agop’u istemeyiz diye bağırıyordum, der.
Padişah Agop’u neden istemiyorsun diye sorunca da, şu cevabı verir:
- Ne olacak? Meyhaneci Agop, meyhanesini geç açar, erken kapar.
Eksik satar, su katar. Bu da yetmezmiş gibi oturur bizimle beraber
atar! Ben de Agop’u bu yüzden “istemiyoruz” diye bağırıyordum.
Bu cevap sultanın hoşuna gider, daha fazla üzerinde durmaz.
İkinci fıkramız da sanki günümüz için de geçerli olan bir uyarı, bir
ders niteliğinde…
IV. Murat tebdil-i kıyafetle sık sık teftişlere çıkarak halkın
nabzını yoklar. Ancak bu sefer saraydan hayli zaman uzak kalmaya
niyet ederek yerine vekil olarak Bekri Mustafa’yı tayin eder.
Adamlarına onu padişah kıyafetiyle giydirmelerini ve kendisi
dönünceye kadar kimse ile görüştürmemelerini sıkı sıkı tembih ederek
saraydan uzaklaşır.
Çok zaman sarhoş olan Mustafa sabahleyin padişahın yatağında uyanır.
Hizmetçiler etrafında pervane dönerek, artık onun padişah olduğunu
söylerler.
Bekri, çok geçmeden bir ferman yayınlatarak, bundan sonra erkek
cenazelerini defnetmeden önce saraydan geçirmeleri emrini verir.
Gelen cenazelere eğilerek kulaklarına bir şeyler fısıldar. Halk
yakına alınmadığı için ne söylediğini kimse öğrenemez.
Ve nihayet bu muammayı çözmek için canlı bir adamı kefene sararak
tabutla saraya getirirler.
Bekri, her zaman yaptığı gibi tabuta eğilerek sözde cenazenin
kulağına şöyle fısıldar:
- Sen şimdi öbür dünyaya gidiyorsun. Onlara de ki: Bu dünyanın işi
ahvali Bekri Mustafa’nın eline kaldı. Oradan ötesini oradakiler
anlarlar, der.
Bu dünyada bir çok işlerin başında ehil olmayan kişilerin
bulunmasını bu fıkra çok güzel anlatmıyor mu?
Arif olan anlar, demişler…
Hoşçakalınız.
Aralık 2009
|
|