Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 


SAADET ÇEŞMESİ

 

Emin Kadiroğlu- Öğretmen



Bilmem bu isimde bir çeşmeye rastladınız mı? Ben bunu bulabilmek için yıllarca dolaştım. İsterseniz bunun hikayesini hep birlikte okuyalım:
“Başkalarına akıl, öğüt, nasihat vermek ne kadar kolay iş ise, verdiği öğüt ve nasihatleri kendisinin tutması da o kadar zordur.” derler. Bu sözün ne zaman tekrarlandığını işitsem, hemen yaşlı bir ahbabı hatırlarım.
O, başkalarına hep yol göstermek ister, öğüt verir. Fakat kendi yapmaz. Bununla beraber, ona bazı sırrını çözemediğim meseleleri vakit geçirmek için sorar, bazen de sözlerini dinlemekten yorularak yanından sessizce ayrılırdım. Gerçi, “uyandırma olmadan uyanma olmaz.” derler ama, herkesin söylediği de nasihat olmuyor ki...
Her zaman bana:
- Ben artık yaşlandım, senin aradığını bir türlü bulamadım. Ama sen daha gençsin. İstikbalin saadeti siz gençleri sürprizlerle bekliyor, derdi. Bir yönden belki haklıydı da… Pekala, onun bulamadığını ben nasıl bulacaktım? Hem de aranan, elle tutulur gözle görülür, yani somut bir şey olmayınca.
Aradan ne kadar zaman geçmişti bilmiyorum. Bir gün dalgın dalgın dolaşırken, yine ona rastladım. Hayret! Bugün her zamankinden daha neşeli, daha heyecanlıydı. İlk sözü: Müjde! Demek oldu ve devam ederek:
- Aradığını buldum. Filan yerde bir çeşme varmış, onun suyundan içen saadete erermiş. Yalnız bir şartla, o çeşmenin suyundan içtikten sonra geriye dönünceye kadar hiç konuşmamak lazımmış dedi.
Ehemiyet vermeyerek belki dedim…
Gün geçtikçe bu haber beni rahat bırakmıyordu. Günlerden bir gün şafakla birlikte yola koyuldum. Tarif edilen yöne doğru merakla yol alıyordum. Henüz iki saat kadar yürümemiştim ki, karşı istikametten gelen binekli bir yolcuya rastladım. Ona çeşmeyi sordum.
Fakat, hiçbir şey söylemeden hızlı hızlı geldi geçti. Kendi kendime: Acaba adam söylediklerimi duymadı mı? Dedim. Aklıma çeşmeden dönüş şartları gelince, bu sefer sanki yola yeni koyulmuş gibi, heyecandan kabıma sığamıyarak yürüyüşümü hızlandırdım. Bu hızla daha ne kadar yürüdüm bilmiyorum. Belki iki saat, belki üç saat…
Ufukta ulu bir ağaç belirdi. Yanına vardım, çınar ağacı. Yaşlıca bir çoban ağacın altında sürüsü ile gölgeleniyordu. Ona da aynı soruyu tekrarladım. İhtiyar çoban beni hayret dolu nazarlarla iyice süzdükten sonra:
- Ona çoktan beri gelen giden yoktur. Çünkü, tılsım bozulmuştur. Ama mademki soruyorsun, işte diyerek eliyle çeşmeyi işaret etti.
Evet o tarafta bir çeşme akıyordu. Lakin hayret!...
Bu o kadar meşhur bir çeşmeye benzemiyordu. Her yanı harap olmuş vaziyetteydi.
Kendi kendime: Olamaz! Aldatılmış olmalıydım dedim. Hemen dönecektim, lakin dönmeden önce hiç olmazsa serinlemek için bir kaç yudum su içerek ellerimi yüzümü yıkayayım dedim. Eğilip tattım. Suyun, her gün içtiğimiz sudan farkı yoktu. Yine de ihtiyarın tılsım dediği neydi?
Ellerimi yüzümü yıkarken, bir istifham durmadan zihnimi tırmalıyordu. Acaba diyordum. Yüzümü çeşmenin ahırına doğru eğmiş bir vaziyette oyalanırken, birden gözüme yalağın  içinde tablo gibi bir taş sütün ilişti. Kollarımı sıvamadan daldırıp çıkardım. Üzeri yeşil yosun tutmuş bir kitabeydi bu.
Nefti yosunlarını iyice ovarak yıkattım. İlk satırında “SAADET ÇEŞMESİ” ibaresini büyük bir heyecanla okudum. Biraz evvelki tahminimde yanılmıştım. Şimdi asıl aradığımı bulmuştum. Galiba tılsım denen de bu olmalıydı.
O anda hayatımın en heyecanlı anlarından birini yaşadığımı söylesem mübalağa etmiş olmam.
Yazı şöyle devam ediyordu:

Eğil, bir su iç çeşme-i saadetten.
Hem de bir öğüt oku, arifsen
eğer,
İstersen şayet nasip, ebediyetten,
Oku, şayet vermek lazım ise
değer…

Saadet denen kıymet, ırakta
sanma!
Avare dolaşıp ta bulurum sanma!
O, senin yanındadır, hatta seninle;
Ara bizzat onu, hep daim
kendinde…

Bu satırları okuyunca iş değişti. saadet, çeşmenin suyunda değil kitabedeki öğütteymiş. Yaşlı dostuma asıl hakiki müjdeyi ben vereceğim dedim.
İlk fırsatta çeşmeyi yeniden tamir ettirmeyi ve kitabeyi yerine koydurmayı kendime söz vererek oradan ayrıldım.
Bugünden itibaren, kitabenin dediği gibi, saadeti kendi içimizde keşfetmek ve kendimiz yaratmaya çalışmak…
Bunu yaparken de bulunduğumuz, günlerimizi geçirdiğimiz yerlerde fırsatlardan istifade etmesini bilmek…
Aile içinde de “saadeti erkek yaratır, kadın ise devam ettirir” sözünü unutmamak lazım…
Saadetin diğer bir sırrının da; hoşgörü, iyilik ve sağlıklı yaşamla paralel geliştiğini hatırdan çıkarmamak gerekir.
Bu iki unsuru birbirinden ayırmaksızın arayacağız. Hem de belki bir gün bakır ararken, altın bulmamızdan emin olarak…
İşte o zaman “mesut insanlar” kafilesine bizim de katılabilmemiz kabil olacaktır…

(1963)




 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131065