Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

PERSPEKTİF

SONNUR HALİL -Mimar


BAYRAMLARIMIZ


Eski gelenek ve göreneklerin, toplumları toplum yapan değerlerin unutulmaya yüz tuttuğu, para kazanma hırsının daha ön plana çıktığı acımasız bir dünyada yaşarken, bütün dünya toplumları gibi biz de, unutulup unutulmadığı göreceli olan bir bayramımızı daha geride bıraktık.

Dergimiz elinize ulaşıp Perspektif 'te, sizler bu yazımı okurken takriben Ramazan Bayramı geçmiş olacak. Bende o yüzden önümüzdeki Kurban Bayramını, geçtiğimiz Ramazan Bayramını ve diğer bayramlarımızı genel bir süzgeçten geçirerek sizlere değişik bir açıdan, farklı bir perspektiften sunmaya çalışacağım.

Bayramlar birleştirici, kenetleyici, hele hele bizler gibi azınlık toplumlarında daha da bütünleştirici birer rol üstlenmektedir.
Toplumlar gelenek ve göreneklerini yaşatabildikleri, insanlar kendileriyle barışık olabildikleri, birbirlerini sevebildikleri ve tek yürek, tek yumruk olabildikleri zaman, benliklerini korurlar. Onun için atalarımızdan yüzlerce yıl öncelerden emanet aldığımız bayram gelenek ve göreneklerini yaşatmaya ve yine gelecek kuşaklara aynen, yabancılaştırmadan aktarmaya mecburuz. Zaten böyle yapmamış olsaydık tarih sayfalarından silinmeye de mahkum olurduk.

Dostların, akrabaların buluştuğu, hallerin hatırların sorulduğu, yüreklerin daha bir hızlı çarptığı, kelimelerin, cümlelerin daha bir ısındığı, gönüllerin daha bir yaklaştığı, yeni dostluklara ellerin her zamankinden daha bir içten ve sıcak uzandığı, meydanların şenlendiği, kutsal ve birleştirici günlerdir bir çok yerde olduğundan daha bir sıcak Batı Trakya'da bayramlar, diğer günlerin aksine.
Bayramlarımız her şeyimizdi bizim. Ki, her şeyimiz. Manevi değerlerimizin en başı. Yitiriyor muyuz yoksa birer birer. Maddi değerlerimizi farkında olmadan yitirmeye başladığımız gibi.

Üzülmemek elde değil yitirilenlere. Her ne kadar henüz yitirilmiş sayılmasalar da. Tabi ki bir şeyler yapabilir, tekrar canlandırabiliriz unutulmaya yüz tutmuş bu geleneklerimizi. Tekrar yaşayabiliriz hepimiz çocukluğumuzu. Yeter ki isteyelim ve geç kalmayalım.

Çok değil on beş yirmi yıl önceydi. Hayal meyal hatırlasam da; ateşler yakılır, mis kokulu susamlı çörekler pişirilirdi haremlerde. Bütün köyde, hızlı bir koşuşturmaca başlar, duvarlar çırpılırdı bembeyaz kar gibi. Son günüydü çünkü Ramazan'ın.
Ayrı bir hava, ayrı bir mutluluk, ruhlarda dıştan bile görülebilen huzur vardı Arife günlerinde.

“Masaf”larda Arife Böcekleri dediğimiz küçük çocuklar dağıtırdı lokma çöreklerini. Bir Ayşe "Kadelere" koşuşturulur, bir komşu annelere. Eksikler tedariklenirken ayrı bir hazla beklenirdi iftar açmak için Ramazan davulunun sesi. Bayram baklavaları mahallece hazırlanır, pişirilir, hep beraber şerbetlenirdi. Mis gibi koksa da, bayram sabahına kadar beklenilirdi cevizli baklavanın sofraya konması.

Bayram sabahı ayrı bir mutluluk hakim olurdu Rodoplar’a. Tekbir sesleri yankılanan sokaklar görülmeye değerdi Bayram namazı öncesi. Bayram namazı çıkışı, bütün sokaklar sanki sihirli bir elle süpürülmüşçesine parıldardı Balkan'lara bayramın geldiğini müjdelerken. İçten ziyaretler yapılırdı kabristanlara, erken göçen güzel insanlara birer Fatiha okumak için. Ve en yakınlarla, ilk önce bayramlaşılıp, ziyaretlere başlanırdı konu komşuya, hısım akrabaya.
Çocuklar cıvıl, cıvıl doldururdu sokakları bayram davulunun sesinin köy meydanında yankılanmasıyla. Teker, teker bütün köyün kapıları gezilirdi minikler ve davul eşliğinde, oyalı bir çember, nakışlı bir mendil, küçük bir şeker için değil, yüzlerce yıllık geleneklere saygı, bayramları yaşatmak, Balkanların göbeğinde o büyük mutluluğu gönüllerde yaşayabilmek ve geleceğe aktarabilmek için. Maniler okunurdu her kapıda bizden. Çengelli sopaya nakışlı mendiller, rengarenk çemberler, gönülden bağışlanan küçük hediyeler asılırdı köy meydanında satılmak üzere. Hediyelerden kazanılan parayla eski bir ata yadigarı çeşme, eski bir mescit onarılır

veya bir yoksul sevindirilirdi. Gençler, bayram yerlerinde toplanırlar, uzun uzun sohbetler edip türküler söylerlerdi diğer günlerin aksine hep beraber.
Kurban Bayramları ise ayrı bir güzellik kokardı Trakya'nın Batısında. Yine bayram temizlikleri, alışverişler yapılır, tatlılar hazırlanır, yine çörekler pişirilip dağıtılırdı hayır için konu komşuya. Kurbanlıklar kınalanıp, hazırlanırdı bayram sabahına. Nihayet bayram gelip çatardı Rumeli'ye.

Yine aynı bayramlaşmalar, ziyaretler yapılır, sazlı sözlü eğlenceler tertip edilirdi bayram geceleri. Toplumumuzda son yıllarda bu bayram eğlenceleri her ne kadar yaşatılıp sahip çıkılıyorsa da, bizim benliğimizden çıkmaya başladığı, ananelerimizle yaşanması gerekirken, yabancı (bize yabancı) müziklerle, yabancı alıntılarla organize edilmesi toplumumuzun duyarlı insanlarını son derece rahatsız etmekte, gençliğimizin giderek özünden uzaklaştığı kanılarını yaygınlaştırmaktadır. Ve asıl önemlisi "deve" yapılırdı Kurban Bayramı gecelerinde. Bütün köy gençleri toplanır, çeşitli kılıklara bürünürlerdi. Bir nevi günümüzün tiyatrosu yapılırdı Batı Trakya'da. Bütün köy ve çevre köy halkları kadınlı erkekli toplanır, davullar zurnalar Rumeli Türküleriyle ağlarmışçasına kah şenlendirir, kah düşündürüp hüzünlendirirlerdi meydanları ve güzel insanları. Ve asırlardır bir çok yörede olduğu gibi, ki özellikle Ege Bölgesinde (Batı Trakya'dakiyle küçük farklılıklar dışında hemen, hemen aynı ), Deve başlardı meydanda. Gelin, damat, Arap şeyhi, kadın kılığına girmiş erkek gençlerle birbirinden güzel, gerçek halk senaryoları canlandırılır, cıvıl cıvıl kıyafetler içinde karşılamalar oynanır, horonlar tepilir, zeybek oynanırdı. Tabi ki "oturak havaları" da hiç unutulmazdı o zamanlar. Çeşitli malzemelerden yapılmış tekerlekli deve sokaklarda gezdirilir, köy gençliğinin hayır işlerinde kullanması için paralar toplanırdı kapı kapı. Sonraki gün iki-üç köy gençliğinin "imecesiyle" yapılmış deve diğer komşu köye gider, orada da tekrarlanırdı aynı etkinlikler dostça, kardeşçe, kavga-kırgınlık- dargınlık olmadan, bize yakışır şekilde.
İşte böyleydi değerli okuyucularım on beş - yirmi yıl öncesi, Trakya'nın Batısında bayramlar, belleğimde silinmeksizin hatırladığım.

Peki şimdi unutuldu mu? Diyeceksiniz. Tabi ki hayır! Fakat; maalesef hepinizin farkında olduğu gibi, değişiyor. Belki bir değişim rüzgarının etkisine biz de kapıldık, gidiyoruz.

Değişim kaçınılmazdır. Fakat bir yere kadar ve belli ölçülerde. Ne kadar değiştiğimiz yorumunu da sizlere bırakıyorum. Önemli olan özünde aynı yaşanması, doğru ve yanlışın iyi ayırt edilmesidir.
Farkına varıp harekete geçmez, bizi biz yapan maddi ve manevi değerlerimize sahip çıkmaz, tekrar yaşatmak için çaba sarf etmezsek, tekrar çocukluklarımızı yaşamazsak, çocuklarımıza, torunlarımıza ileride gurur duyarak yaşayabilecekleri bir emanet bırakamaz, değer öksüzü kuşaklar yetişmesine vesile oluruz. Toplumsal değerlerden yoksun bir kuşağın yetişmesi de, yeni kuşaklarımızın başka toplumsal değerleri benimsemelerini doğuracaktır. Ve dolayısıyla, bir- iki kuşak sonra da, değerlerimizle birlikte bu süreç; tarih sayfalarından yok olup gideceğimizin göstergesi olabilecektir.

Onun için; başımızı ellerimizin arasına koyarak düşünmemiz, öz eleştiri yaparak "Ben; biz için, ne yapabilirim?" dememiz gerekiyor. Ama geç kalınmadan...

Trakya'nın Batısında; nasırlı ellerin, kınalı ellerin, dünya var olduğu müddetçe, içten, saygıyla öpülmesi dileğiyle…

Perspektif 'te tekrar buluşmak üzere, sağlıkla, umutla, sevgiyle kalın...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131064