|
BAYRAMLARIMIZ
Eski gelenek ve göreneklerin, toplumları toplum yapan değerlerin
unutulmaya yüz tuttuğu, para kazanma hırsının daha ön plana çıktığı
acımasız bir dünyada yaşarken, bütün dünya toplumları gibi biz de,
unutulup unutulmadığı göreceli olan bir bayramımızı daha geride
bıraktık.
Dergimiz elinize ulaşıp Perspektif 'te, sizler bu yazımı okurken
takriben Ramazan Bayramı geçmiş olacak. Bende o yüzden önümüzdeki
Kurban Bayramını, geçtiğimiz Ramazan Bayramını ve diğer
bayramlarımızı genel bir süzgeçten geçirerek sizlere değişik bir
açıdan, farklı bir perspektiften sunmaya çalışacağım.
Bayramlar birleştirici, kenetleyici, hele hele bizler gibi azınlık
toplumlarında daha da bütünleştirici birer rol üstlenmektedir.
Toplumlar gelenek ve göreneklerini yaşatabildikleri, insanlar
kendileriyle barışık olabildikleri, birbirlerini sevebildikleri ve
tek yürek, tek yumruk olabildikleri zaman, benliklerini korurlar.
Onun için atalarımızdan yüzlerce yıl öncelerden emanet aldığımız
bayram gelenek ve göreneklerini yaşatmaya ve yine gelecek kuşaklara
aynen, yabancılaştırmadan aktarmaya mecburuz. Zaten böyle yapmamış
olsaydık tarih sayfalarından silinmeye de mahkum olurduk.
Dostların, akrabaların buluştuğu, hallerin hatırların sorulduğu,
yüreklerin daha bir hızlı çarptığı, kelimelerin, cümlelerin daha bir
ısındığı, gönüllerin daha bir yaklaştığı, yeni dostluklara ellerin
her zamankinden daha bir içten ve sıcak uzandığı, meydanların
şenlendiği, kutsal ve birleştirici günlerdir bir çok yerde
olduğundan daha bir sıcak Batı Trakya'da bayramlar, diğer günlerin
aksine.
Bayramlarımız her şeyimizdi bizim. Ki, her şeyimiz. Manevi
değerlerimizin en başı. Yitiriyor muyuz yoksa birer birer. Maddi
değerlerimizi farkında olmadan yitirmeye başladığımız gibi.
Üzülmemek elde değil yitirilenlere. Her ne kadar henüz yitirilmiş
sayılmasalar da. Tabi ki bir şeyler yapabilir, tekrar
canlandırabiliriz unutulmaya yüz tutmuş bu geleneklerimizi. Tekrar
yaşayabiliriz hepimiz çocukluğumuzu. Yeter ki isteyelim ve geç
kalmayalım.
Çok değil on beş yirmi yıl önceydi. Hayal meyal hatırlasam da;
ateşler yakılır, mis kokulu susamlı çörekler pişirilirdi haremlerde.
Bütün köyde, hızlı bir koşuşturmaca başlar, duvarlar çırpılırdı
bembeyaz kar gibi. Son günüydü çünkü Ramazan'ın.
Ayrı bir hava, ayrı bir mutluluk, ruhlarda dıştan bile görülebilen
huzur vardı Arife günlerinde.
“Masaf”larda Arife Böcekleri dediğimiz küçük çocuklar dağıtırdı
lokma çöreklerini. Bir Ayşe "Kadelere" koşuşturulur, bir komşu
annelere. Eksikler tedariklenirken ayrı bir hazla beklenirdi iftar
açmak için Ramazan davulunun sesi. Bayram baklavaları mahallece
hazırlanır, pişirilir, hep beraber şerbetlenirdi. Mis gibi koksa da,
bayram sabahına kadar beklenilirdi cevizli baklavanın sofraya
konması.
Bayram sabahı ayrı bir mutluluk hakim olurdu Rodoplar’a. Tekbir
sesleri yankılanan sokaklar görülmeye değerdi Bayram namazı öncesi.
Bayram namazı çıkışı, bütün sokaklar sanki sihirli bir elle
süpürülmüşçesine parıldardı Balkan'lara bayramın geldiğini
müjdelerken. İçten ziyaretler yapılırdı kabristanlara, erken göçen
güzel insanlara birer Fatiha okumak için. Ve en yakınlarla, ilk önce
bayramlaşılıp, ziyaretlere başlanırdı konu komşuya, hısım akrabaya.
Çocuklar cıvıl, cıvıl doldururdu sokakları bayram davulunun sesinin
köy meydanında yankılanmasıyla. Teker, teker bütün köyün kapıları
gezilirdi minikler ve davul eşliğinde, oyalı bir çember, nakışlı bir
mendil, küçük bir şeker için değil, yüzlerce yıllık geleneklere
saygı, bayramları yaşatmak, Balkanların göbeğinde o büyük mutluluğu
gönüllerde yaşayabilmek ve geleceğe aktarabilmek için. Maniler
okunurdu her kapıda bizden. Çengelli sopaya nakışlı mendiller,
rengarenk çemberler, gönülden bağışlanan küçük hediyeler asılırdı
köy meydanında satılmak üzere. Hediyelerden kazanılan parayla eski
bir ata yadigarı çeşme, eski bir mescit onarılır
veya bir yoksul sevindirilirdi. Gençler, bayram yerlerinde
toplanırlar, uzun uzun sohbetler edip türküler söylerlerdi diğer
günlerin aksine hep beraber.
Kurban Bayramları ise ayrı bir güzellik kokardı Trakya'nın
Batısında. Yine bayram temizlikleri, alışverişler yapılır, tatlılar
hazırlanır, yine çörekler pişirilip dağıtılırdı hayır için konu
komşuya. Kurbanlıklar kınalanıp, hazırlanırdı bayram sabahına.
Nihayet bayram gelip çatardı Rumeli'ye.
Yine aynı bayramlaşmalar, ziyaretler yapılır, sazlı sözlü eğlenceler
tertip edilirdi bayram geceleri. Toplumumuzda son yıllarda bu bayram
eğlenceleri her ne kadar yaşatılıp sahip çıkılıyorsa da, bizim
benliğimizden çıkmaya başladığı, ananelerimizle yaşanması
gerekirken, yabancı (bize yabancı) müziklerle, yabancı alıntılarla
organize edilmesi toplumumuzun duyarlı insanlarını son derece
rahatsız etmekte, gençliğimizin giderek özünden uzaklaştığı
kanılarını yaygınlaştırmaktadır. Ve asıl önemlisi "deve" yapılırdı
Kurban Bayramı gecelerinde. Bütün köy gençleri toplanır, çeşitli
kılıklara bürünürlerdi. Bir nevi günümüzün tiyatrosu yapılırdı Batı
Trakya'da. Bütün köy ve çevre köy halkları kadınlı erkekli toplanır,
davullar zurnalar Rumeli Türküleriyle ağlarmışçasına kah
şenlendirir, kah düşündürüp hüzünlendirirlerdi meydanları ve güzel
insanları. Ve asırlardır bir çok yörede olduğu gibi, ki özellikle
Ege Bölgesinde (Batı Trakya'dakiyle küçük farklılıklar dışında
hemen, hemen aynı ), Deve başlardı meydanda. Gelin, damat, Arap
şeyhi, kadın kılığına girmiş erkek gençlerle birbirinden güzel,
gerçek halk senaryoları canlandırılır, cıvıl cıvıl kıyafetler içinde
karşılamalar oynanır, horonlar tepilir, zeybek oynanırdı. Tabi ki
"oturak havaları" da hiç unutulmazdı o zamanlar. Çeşitli
malzemelerden yapılmış tekerlekli deve sokaklarda gezdirilir, köy
gençliğinin hayır işlerinde kullanması için paralar toplanırdı kapı
kapı. Sonraki gün iki-üç köy gençliğinin "imecesiyle" yapılmış deve
diğer komşu köye gider, orada da tekrarlanırdı aynı etkinlikler
dostça, kardeşçe, kavga-kırgınlık- dargınlık olmadan, bize yakışır
şekilde.
İşte böyleydi değerli okuyucularım on beş - yirmi yıl öncesi,
Trakya'nın Batısında bayramlar, belleğimde silinmeksizin
hatırladığım.
Peki şimdi unutuldu mu? Diyeceksiniz. Tabi ki hayır! Fakat; maalesef
hepinizin farkında olduğu gibi, değişiyor. Belki bir değişim
rüzgarının etkisine biz de kapıldık, gidiyoruz.
Değişim kaçınılmazdır. Fakat bir yere kadar ve belli ölçülerde. Ne
kadar değiştiğimiz yorumunu da sizlere bırakıyorum. Önemli olan
özünde aynı yaşanması, doğru ve yanlışın iyi ayırt edilmesidir.
Farkına varıp harekete geçmez, bizi biz yapan maddi ve manevi
değerlerimize sahip çıkmaz, tekrar yaşatmak için çaba sarf etmezsek,
tekrar çocukluklarımızı yaşamazsak, çocuklarımıza, torunlarımıza
ileride gurur duyarak yaşayabilecekleri bir emanet bırakamaz, değer
öksüzü kuşaklar yetişmesine vesile oluruz. Toplumsal değerlerden
yoksun bir kuşağın yetişmesi de, yeni kuşaklarımızın başka toplumsal
değerleri benimsemelerini doğuracaktır. Ve dolayısıyla, bir- iki
kuşak sonra da, değerlerimizle birlikte bu süreç; tarih
sayfalarından yok olup gideceğimizin göstergesi olabilecektir.
Onun için; başımızı ellerimizin arasına koyarak düşünmemiz, öz
eleştiri yaparak "Ben; biz için, ne yapabilirim?" dememiz gerekiyor.
Ama geç kalınmadan...
Trakya'nın Batısında; nasırlı ellerin, kınalı ellerin, dünya var
olduğu müddetçe, içten, saygıyla öpülmesi dileğiyle…
Perspektif 'te tekrar buluşmak üzere, sağlıkla, umutla, sevgiyle
kalın...
|
|