|
Mehmet Ali Paşa Külliyesi
Mehmet Ali Paşa Külliyesi, 1220-1226 (1800-1811) tarihleri arasında
Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılmıştır. Bu külliye;
cami, medrese, mektep, imaret mühendishane gibi tesisleri içerir.
Yapıları, geç Osmanlı mimarisi ve Osmanlı baroku üslubundadır.
Rıhtımın karşısındaki yamaçta uzanan bu külliyede, denize arka
verilip durunca, en sağda yaslanmış 6 odalı, derinliği 25 metre
kadar bir köşk bulunmaktadır. Sonra 40 metre derinliğinde Medrese-i
Hayriye adı verilen ve üç tarafı ravaklı çevrili kısımda, bir köşede
kütüphane, dipte altı büyük hücre kütüphane ile odalar arasında,
daha içeride camiye geçiş yer almaktadır. Arka sokak istikametine
uyarak bina derinliği meyilli olarak incelmekte ve 8 metreye
inmektedir. Bu kısım medrese olup, sağ cephe tarafında, zeminde tek
katlı 12, geride ve solda iki kat üzerine 12’şerden 24 oda
bulunmaktadır. Cephenin en solunda da epeyce geniş bir imaret
vardır. İmaret kapısının üzerinde ise, gayet güzel bir sülüs
çelisiyle İmaret-i Hayriye Dairesi yazılıdır. Dolayısıyla bunlar geç
Osmanlı Türk mimarisinin özelliklerini taşır.
Mehmet Ali Paşa Mühendishane-i Hayriye isimli ilk ve orta dereceli
okul ve Medrese-i Hayriye adlı okullar için vakıflar kurmuştur.
Medrese-i Hayriye’nin her yıl beş yüzü aşkın öğrencisi ve yirmi
kadar müderrisi (hocası) bulunduğu bildirilmektedir.
Doğu Makedonya ve Trakya’nın her köşesinden buraya talebeler gelir,
yurtlarında barınır, bilim tahsil ederlerdi. Vakıfları çok zengindi
ve birçokları da şehrin karşısındaki Taşoz (Tasos) Adasında
bulunuyordu. Talebeye her iki bayramda elbiseler verilir, başarılı
olanlara ikramiyeler dağıtılırdı. Taşoz Adası’ndaki gelirlerin bir
çoğu adı geçen bu iki medreseye bağlanmıştı.
Mehmet Ali Paşanın doğduğu ev, şimdi bir müze olarak kullanılmakta
ve bize 19. yüzyılın tipik Türk evlerini anımsatmaktadır. Evinin
önündeki meydanda at üzerinde bir heykeli dikilmiş bulunmaktadır. Bu
heykelin, Mısır Kralı Fuad zamanında ve onun emriyle yapıldığı
söylenir. Buna karşılık Mısır’ın İskenderiye kentindeki Rum cemaate
de şehrin Menşiye Meydanı’na benzeri bir heykel dikmiştir. Ayrıca
Kavala şehir meydanında (o zaman Fuad Meydanı) Mehmet Ali Paşa’nın
annesine ait bakımlı, gayet zarif, kubbeli bir türbe vardı. Bu türbe
1952’lerden sonra, meydanı genişletme bahanesiyle kaldırılmış, yok
edilmiştir.
Ünlü araştırmacı Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi, “Avrupa’da Osmanlı Mimari
Eserleri” S. 237’de şöyle demektedir:
“Yunan yönetimi Osmanlı eserlerini birer birer yok ettikleri veya
kendi kaderine mahkum ettikleri halde, Kavala’lı Mehmet Ali Paşa,
Tepedenli Ali Paşa gibi Osmanlı’ya isyan edenleri pek makbul
tutmuşlar, özellikle Mehmet Ali Paşa’nın eserlerini korumuşlardır.
Ancak bu korumada Mısır’dan bir şeyler bekledikleri açıktır. Bu
eserleri yıkmamışlardır ama kendi kendine çökmesine sebepler icat
etmişlerdir. Çünkü önceden emelleri Mısır krallarına yaranmak,
birtakım münasebetler elde etmekti. Nasır ise artık eski Mısır
idaresinin düşmanı idi. Mehmet Ali Paşa vasıtasıyla ona
yaranamazlardı.”
Bugün Kavala’da Türk dönemine ait sadece ve sadece dört eser göze
çarpar, bunlardan biri limana hakim bir tepe boyunca, kendi kaderine
bırakılmış, yıkılmasını bekleyen Mehmet Ali Paşa Külliyesi’dir.
İkincisi, aşağıda şehir içinde kilise olarak ayakta kalabilen
İbrahim Paşa camii, üçüncüsü, kaleye giden yol üzerinde harap bir
halde duran ve ön kısmı ev olarak kullanılan ve minaresi yıktırılan
Tekke Camii’dir. Dördüncüsü ise Kanuni Sultan Süleyman’ın heybetli
su kemerleridir. Yukarıda saymaya çalıştığımız otuzun üzerinde
Osmanlı- Türk eserinden neredeyse hiçbiri kalmayacak derecede yok
edilmiştir. Tarihe, tarihi eserlere ve başkalarının kültür mirasına
saygılı olmak gerekmez miydi?
|

|