Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

S A N A T - S Ö Y L E Ş İ

Söyleşi: Sevil Şerifoğlu

Hat Sanatı

Güzel yazı sanatı olan hat, hattatlık Osmanlı Türklerinde en büyük sanatlardan biri idi. Osmanlı Türkleri tarihin en büyük yazı üstatlarını yetiştirmişler, bu sanatı zirveye çıkarmışlardır. Osmanlı Devletinde, bilhassa II. Beyazıd zamanında Amasyalı Şeyh Hamdullah'ın büyük himmetiyle gelişen bir sanattır.

Padişah II.Beyazıd Hocası Şeyh Hamdullah yazı yazarken hokkasını ayakta olarak elinde tutacak kadar saygı göstermiş, değer vermiştir.
16. yy. en önemli hattatı, yazının yalnız üslubunda değil, tekniğinde de yenilikler getiren Ahmet Karahisar'dır. (1468-1556) Esadullah Kirmani'nin talebesidir. Altını mürekep gibi kullanarak yazı yazmak, altın yaldız harflerin dışını siyah çizgi ile belirlemek ilk kez onun uyguladığı yeniliklerdir. Oğlu Hasan Çelebi de büyük bir hat ustasıdır. En önemli eserleri İstanbul Süleymaniye ve Edirne Selimiye camilerinde bulunan yazılardır.

Ahmet Karahisar ekolü uzun süre devam etmemiştir. Buna mukabil Şeyh Hamdullah ekolü, gittikçe gelişerek zamanımıza kadar gelmiştir.
Türk yazı sanatının başka bir ustası da Sultan 3.Ahmet ve Sultan 2.Mahmut'a hocalık etmiş olan Şeyh Sani (ikinci Şeyh) unvanı verilen hattat Hafız Osman'dır. 1698 yılında vefat etmiştir.
Muazzam ve ağır olduğu kadar yüksek ve geniş bir medeniyete de tercüman olan bu yazının gelişme ve olgunlaşmasında azim ve kabiliyetlerin büyük rolü vardır.
Her alfabenin değişik yazılışı vardır. Bu değişik yazılış şekilleri, hattatlık sanatını (ya da hat sanatı) meydana getirir. Böyle bir sanata en uygun alfabe, Arap alfabesi olduğu için, bu yazı ile güzel el yazıları yazmak Osmanlılarda ve Doğu İslam dünyasında başlıca el sanatlarından biri haline gelmiştir.

Osmanlılar devrinde hattatlık, bütün Doğu İslam dünyası hattatlığından çok ileri gitmiş ve sanat eseri olacak değerde pek çok eserler veren hattatlar yetişmiştir.
Batı Trakya’da hat sanatı pek tanınmamış, bu alanda bugüne kadar pek çalışma yapılmamıştır. Ancak Hattat Öğretmen Emin Kadiroğlu Ata yadigarı hat sanatımızı yaşatmak, yeni nesillere aktarmak için yıllarca mücadele vermiş, bu alanda çalışmalar yapmış. Emin Kadiroğlu, hat sanatını geliştirerek Batı Trakya’da pek çok caminin kitabesini yazmış, eskimiş veya tahrip olmuş cami, çeşme kitabelerini tamir ederek onları gün ışığına çıkarmış.

Aynı zamanda mermer üzerine kabartma ve oyma olarak Osmanlıca ve yeni Türkçe; cami, çeşme (sebil) kitabeleri, sayısız cami mihrabiyeleri yazarak tarihi mirasımıza ve kültürümüze hizmet etmeye çalışmış. Son olarak da "Hat Çalışmalarım" adı altında eserlerinin bir kısmını bastırarak 2006 yılında albüm halinde yayınlamış. Biz de Emin Kadiroğlu ile hat sanatı ve çalışmaları üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik…

Hocam sizi kısaca tanıyabilir miyiz?


1938 yılında Gümülcine’de doğdum. Babamın görevi nedeniyle ilkokulu çeşitli okullarda okudum. 6. sınıfı da Rum ilkokulunda okudum. Burada Rum ilkokullarına ilk gidenlerdenim. İlkokuldan sonra da Rum lisesine kayıt oldum. Fakat bir yılın sonunda devam edemedim paralıydı. Babamın da bunu karşılayacak gücü olmadığı için medreseye devam ettim. Mezun olduktan sonra Türkiye’de öğretmenlik kursları açıldı, o kurslara katıldım. Selanik’te de yine Türkçe - Rumca kurslara katıldım ve öğretmen oldum. Tabii çocukluğumda öğretmen olmak aklımdan bile geçmiyordu ama şartlar bizi oraya getirdi ve öğretmen oldum.
45 yıl aralıksız öğretmenlik yaptım ve öğretmenliğim sırasında kendimde varolan resim tekniğini geliştirdim.
1970'li yıllardan sonra resim yeteneğimi “Hat” sanatına dönüştürdüm. Bugün 100'e yakın hat çalışmam var.
Ayrıca Batı Trakya'da; eskimiş veya tahrip olmuş cami, çeşme kitabelerini tamir ederek onları gün ışığına çıkardım.Aynı zamanda mermer üzerine kabartma ve oyma olarak Osmanlıca ve yeni Türkçe; cami, çeşme (sebil) kitabeleri, sayısız cami mihrabiyeleri yazarak tarihi mirasımıza ve kültürümüze hizmet etmeye çalıştım.
"Hat Çalışmalarım" adı altında eserlerimin bir kısmını bastırarak 2006 yılında albüm halinde yayınladım. Halen, emekli öğretmen olarak Gümülcine'de yaşamımı sürdürüyorum.

Bize hat sanatı ve hattatlık hakkında biraz bilgi verir misiniz?
Hat çizgiyi güzel kullanma, güzel çizme anlamına gelir. Hat çizgi demek ama sanat olarak çizgiyi güzel kullanmaktır. Hakkını vererek kullanmak anlamına gelir. Aşırı sabır isteyen bir sanat, merakın yoksa yapamazsın.
Hat, lügatta (uzun ve doğru yol);mastar olarak (yazı yazmak) manalarına gelir.
Batıda Hüsn-i hat (güzel yazı) karşılığında (calligraphy) kelimesi kullanılmaktadır.
Dünya San'at Ansiklopedisinde; «güzel yazma, genellikle estetik kurallara bağlı kalarak ölçülü yazma san'atıdır» şeklinde tarif edilmektedir.
Hat sanatımız Arap ve Acem kaynaklıdır. Fakat Türk'ün elinde müstakil bir sanat olarak millileşmiştir.
Hüsn'i hat, aynı zamanda bir İslam sanatı olup, İslam yazıları için kullanılan bir tabirdir. Sanatkarlarına Hattat denilmiştir.
Türkler hat sanatına büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Nitekim (hat sanatı) hakkında İslam ülkeleri arasında şöyle bir kanaat hakimdir: (Kur'an-ı Kerim) Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı. Bu ortak kanaat, bugün dahi geçerliliğini korumaktadır.

Hattatlığı devlet tarafından başlatan II. Bayezid'in hocası Şeyh Hamdullah Efendi’dir. (I5.asır)
Onun için bu zat, hattatların piri sayılır. Son yılların en büyük hat üstadı ise Hamit Aytaç'tır.
Hat sanatı: Tezhib, gravür, resim v.s. kollarını da kapsamaktadır. Onun için hattatlar aynı zamanda birer ressamdırlar diyebiliriz.
Hat çeşitlerinin en çok kullanılanı (sülüs, sülüs-istif, ta'lik celi-ta'lik, nesih, rik'a, divani dir.
Kur'an-ı Kerim daha çok (nesih) tarzında yazılmaktadır. Padişah fermanları (divani) tarzında, devlet arşivleri ve yazışmalar (rik'a) tarzında, levhalar ve kitabeler (ta'lik, sülüs, reyhani) tarzında yazılmaktadır.

İlk el yazması Kur'an-ı Kerim Hz. Osman (r.a.) tarafından (küfi hat) usulü ile yedi nüsha olarak yazılmış olup, bunlardan bir nüshası (İstanbul Topkapı Sarayı) kütüphanesinde, diğer dört nüshası Kahire, Taşkent, Londra ve Moskova müzelerinde muhafaza edilmektedirler.

Hat Osmanlı’da sanat haline gelmiş, özellikle 15. yüzyılda II. Bayezid zamanında doruk noktaya ulaşmıştır. Onunla birlikte bu yazı sanatı resmi yazı haline gelmiş, devlet yazısı olmuş. Ayrıca bu hat sanatının diğer kollarından hatta en zoru var ki bu divan yazısı denilen sadece padişah katiplerinin yazabildiği ve okuyabildiği şifreli bir yazıdır. Osmanlıcayı, Arapçayı hatta hatları bile yabancı milletlerden öğrenen olmuş ama divanı kimse okuyamıyor. Divan çok ince bir sanat. Bir harfin kıvrıntısı bile anlam değiştiriyor.

Sizin hat merakınız nasıl, ne zaman başladı?

Ben Osmanlıcayı ilkokulda öğrenmiştim. Birde resim merakım vardı. Kağıt bulunca hemen bir şeyler çizerdim. Çocukluğumda duvarlara kömürle sürekli
bir şeyler çizerdim. Annem çok kızardı. O merak bugün benim hat’da ilerlememe vesile oldu.
Ben kendi kendime şöyle düşündüm. Burada bu Osmanlı yazısını sürdürecek kimse ya da bir kuruluş yoktu. Güzel Osmanlıca yazanlar var ama hat başka, güzel yazı başka.
Ben küçüklüğümde mezarlıklara gittiğim zaman kabartma yazı ile mermere yazılmış mezar taşlarını okumasını bilmeden dakikalarca seyrederdim o kadar dikkatimi çekerdi. O kadar meraklıydım. Hele Postuboş (Poş Poş) türbesi vardı. Yıkıldı tabi şimdi. Onun bahçesinde şahane sanat eseri mezar taşları vardı. İnsan boyunda. Öyle işlenmiş ki ara ara sırf onları seyretmeye giderdim. O kadar ilgimi çekerdi.

Zamanla hat merakı beni iyice sardı. Resime ilgi duyuyordum. Birde Osmanlıca biliyordum, bunu neden bir hat sanatına dönüştürmeyeyim diye düşündüm. Gerçi maddi olarak bir getirisi olmayacaktı ama ben bunu öğreneceğim diye düşündüm.
1970 yılında hat ile uğraşmaya başladım. Yazmaya başladım. Bir kaç sene içerisinde iyice ilerlettim. 74-75 yıllarında artık insan içine çıkarılabilecek derecede yazılar yazmaya başladım. Arkadaşlarıma, eşime dostuma yazılarımı göstermeye başladım. Hat’ın dört çeşidinde; (Sülüs, Sülüs İstif, Ta'lik, Celi Ta'lik) hat usullerinde ilerleme kaydettim, bunları iyi derecede yazıyorum.

Sanıyorum Batı Trakya’da bu sanatla ilgilenen tek kişisiniz. Bu sanatı gelecek kuşaklara aktarmak için öğrenci yetiştirmeyi hiç düşündünüz mü?

Benim daha önce birkaç öğrencim oldu ama çok çabuk bıraktılar. Çünkü bu çok sabır isteyen bir sanat. Ayrıca bu sanatı icra etmek isteyen kişiler Osmanlıcayı da bilmeli. Osmanlıcayı bilmeden onu güzel yazması mümkün değil. O yüzden öğrenmek isteyenler Osmanlıcayı bilmeli ve sabırlı olmalı. Ama Osmanlıca zor bir şey değil. Bilhassa tahsilli kişiler 5-6 ay içerisinde öğrenebilirler.
Ben derginiz aracılığıyla bu sanata ilgi duyanlara seslenmek istiyorum:
Hat öğrenmek isteyen meraklı kişiler lütfen bana başvursunlar, kendilerine yardımcı olayım, bu güzel sanatımızı onlara öğreteyim. Bu konuda kesinlikle ücret talep etmiyorum. Amacım bu sanatı yaşatacak kişiler yetiştirmek. Batı Trakya’da bu sanat yaşasın.

Hangi camilerimizde veya nerelerde kitabeleriniz var?

Ben çok kitabe yazdım. Bir kısmını yeniledim, bir kısmını kendim yazdım. Kitabeleri yok olmuş camilerin kitabelerini Osmanlı salnamelerinde (yıllık) bulup aynısını yerine yazdım. Bazı yeni camilere de kendim kitabe yazdım.
Mesela Domruköy Camii’nin hem şiirini hem kitabesini yazdım. Yine Demircik köyünün kitabesini de ben yazdım.
Tarihi Ircan köprüsü vardır. Bunun kitabesini ilk ben okudum. Bulgarlar bu köprüyü uçurmuş, kitabesi de derenin içine düşmüş. Daha sonra bunu bir çoban bulup camiye getirmiş orada muhafaza edilmiş. Ben bunu köyde öğretmenlik yaptığım sırada gördüm, çözdüm. Kitabe olduğu gibi hala hafızamdadır. Yapan kişinin ismi de geçiyordu. Bu kişinin ismini ben araştırdım, meğer İstanbul Eminönü’de Yeni Cami’yi yapan üç mimardan biri.
Bu kadar önemli bir kişi yapmış tarihi köprüyü. Bunlar bizim için çok önemli. Kitabeler bizim tarihimiz, o yüzden yok olmadan onları yazıya geçirmeliyiz ki geleceğe ışık tutsunlar.

Hat çalışmalarınızın yer aldığı bir kitabınız var, çalışmalarınızı kitaplaştırma fikri nasıl doğdu?

Kitapta yer alan çalışmaları yıllarca yaptım, evde duruyorlardı. Bu eserleri tek tek şahıslara dağıtsam eriyip gidecekti. Evde saklasam ben ölünce yine yok olacaktı. Onun için en akıllıcası bunları kitaplaştırmak diye düşündüm ve “Hat Çalışmalarım” isimli kitabı oluşturdum. Gençlere miras kalsın.
Batı Trakya’da bu sanatla ilgilenen başka kimse yok sanıyorum. Bazıları yazıyor ama kendi bildikleri gibi. Bu öyle olmuyor sanat olabilmesi için usulüne göre yapılmalı.

Siz hattatlığın yanı sıra sanırım hakkaklıkla da uğraşıyorsunuz.
Evet ben aynı zamanda hakkakım. Hakkaklık; hak eden, taşa oyan anlamına geliyor. Mermer oyma yada kabartma. Ben bu kitabelerin önemli olanlarını kabartma usulü yazdım Osmanlıca. Bazılarını da oyma usulü yazdım. Oyma biraz daha kolay kabartmaya göre. Çünkü bir harfi biraz kaçırdığınız zaman gidiyor. Yeni baştan yazmak gerekiyor. Bu çok sabır istiyor. Ama ben yazarken, bu günler biraz daha uzun olsa derdim. Yemek ve namaz saatlerinde kalkardım başından o kadar severek yapardım. Hattatlık veya diğer güzel sanatlarda önce ter, sonra hüner gelir. Bana göre hattatlığın yüzde yetmişi ter, yüzde otuzu hünerdir. Hani dört-dört buçuk ton gül yaprağından 1 kilo gül yağı çıkıyor ama bak ne kadar değerli. İşte bu da o kadar değerli.

Şiirle ilgilendiğinizi duymuştum. Şiirlerinizi de kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?

Evet, şiir merakım var, ben Osmanlıca kitabe şeklinde şiirleri de öğrendim. Batı Trakya’da yeni yapılan bir çok caminin hem kitabesini (şiirini) hem yazısını yazdım. İnanın sayısını bilmiyorum. Pek çok mezar taşı da yazdım. 3500’e kadar saydım devamını sayamadım.
Pişmanlık duyduğum bir tek şey var. Öğretmenliğim esnasında bizim kitaplarımız yoktu. Çocukların durumuna göre şiirler yazıyordum. Bu, çocukların ilgisini çok çekiyordu. Böyle yüzlerce şiirim olmuştu. Fakat onları biriktirmedim. Biriktirseydim bugün belki birkaç tane şiir kitabım olurdu. O zaman böyle kolaylıklarla karşılaşabileceğimiz hiç aklımıza gelmiyordu ki, toplamadık. Biz çok zorluklar içinde yaşadık ama başarılı olduk. Belki refah içinde yaşasaydık bugün bu kadar başarılı olamazdık.

Hattatlık ve hakkaklık zor bir sanat dalı gibi görünüyor. Bir kitabeyi yazmak sizin ne kadar zamanınızı alıyor?
Hat yazılarına elim alıştığı için levhayı birkaç saat içinde yazabilirim.(Süslemeleriyle birlikte). Mermerdeki oyma yazıların süresi de aşağı yukarı o kadar zaman alır. Kabartma kitabelerde iş değişiyor. Günde 2-3 saat çalışarak, yazıların azlığına çokluğuna göre 5 - 10 gün içinde tamamladığım oldu.

Günümüzde hattatlık yeterince tanınmıyor, tanınması için sizce neler yapılabilir?

Günümüzde hattatlık ancak bir hobi olarak yapılabilir. Tanınması için de meraklı kişilerin kolektif olarak çalışabilecekleri bir ortama ihtiyaç vardır.
Ben bu çalışmalarımla ilk adımı atmış bulunuyorum.
Bu sanatı yaygınlaştırabilmeyi ise, kamuoyunun ilgi ve takdirine bırakıyorum.

Osmanlı’da hattatlık çok değer gören bir sanat dalıymış. Hattatların elleri yorulmasın ve rahat çalışsınlar diye saraydan kendilerine eşyalarını taşımak için görevlilerin tahsis edildiğini duymuştum.

Bu sanat Batı Trakya’da değer görüyor mu?
Gerek Ramazan münasebetiyle, gerekse başka zamanlarda Batı Trakya’yı ziyaret eden sanatsever muhterem zevatın takdirlerine mazhar olduğumu, gerekse Anavatan’a yaptığım ziyaretlerde karşılaştığım ilgi ve gördüğüm saygıdan bahsetmeden geçemeyeceğim. Derginiz aracılığı ile hepsine ayrı ayrı teşekkürlerimi sunarım.
Çeşitli hat usulleriyle çalışmalar yaparak naçiz albümü hazırlayıp, Balkanlar’ın Rumeli’nin Tuna boylarının bir parçası olan, Batı Trakya’da yaşayan ve evlad-ı fatihandan bir Müslüman-Türk sıfatıyla (hüday-ı nabit) bir hattat olarak ecdad yadigarı hat sanatımıza bir nebze de olsa katkıda bulunarak, toplumuzun istifadesine sunmaktan şeref duymaktayım. Bu alanda bir boşluğu doldurabildiysem ne mutlu bana.
30-35 yıllık bir çalışmanın mahsulü olan “Hat çalışmalarım”da mutlaka var olan noksanlıklar ve hatalar için hat üstatlarımızın affına sığınıyorum. Ve bu eserimi merhum pederim Abdülkadir Efendi’nin aziz hatırasına ithaf ediyorum.

Son olarak neler söylemek istersiniz?

Bu vesile ile bana ve hat çalışmalarıma sayfalarında yer veren Öğretmenin Sesi dergisi ve çok değerli mensuplarına en kalbi teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca böyle konularla ilgilendiğiniz içinde sizi kutluyorum.

 

Hattat  Emin Kadiroğlu

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131064