|
İNANCA DAİR
CAHİDE HASEKİ
İlahiyatçı
VEFA DUYGUSUNUN TEZAHÜR ETTİĞİ EN GÜZEL İBADET ORUÇ
Bir şeyden uzak durmak, kişinin kendini tutması ve engellemesi anlamına gelen
oruç; niyet ederek tan yerinin ağarmaya başlamasından, akşam güneşin batışına
kadar yemek, içmek ve cinsel birliktelikten uzak kalmaktır.
Hicretin ikinci yılında, Şaban ayında, Bakara suresi 183. ayetle farz kılınan
Ramazan orucu İslamın beş şartından biri olup bedeni bir ibadettir.
Akıllı, erginlik çağına gelmiş müslüman kadın ve erkek Ramazan orucunu tutmakla
mükelleftir. Ancak oruç tutamayacak kadar hasta olanlar ve yolcular oruç
tutmayıp, yolcu olanlar memleketlerine dönünce, hasta olanlar ise iyileşince
oruçlarını kaza ederler. Hasta olan kişilerin iyileşme ihtimali yoksa, tutmadığı
her gün için bir fidye vermesi yani bir fakiri doyurması gerekir.
Oruç ibadeti ile kişi nefsini terbiye eder, iradesini güçlendirir ve kötü
alışkanlıklara karşı direnme gücü kazanır. Ayette “Ey iman edenler! Allah’a
karşı gelmekten sakınasınız diye oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi,
size de farz kılındı” buyrulmaktadır. (Bakara suresi, 183)
Hem maddi hem manevi açıdan sayısız faydaları bulunan oruç, sıhhatin
anahtarıdır. Bir yıl boyunca yorulan ve yıpranan sindirim sistemi oruç sayesinde
toparlanma, güç ve kuvvet kazanma imkanı bulur. Hadiste “Oruç tutunuz, sıhhat
bulunuz” (Riyazü’s-Salihin, 2/502) buyrularak orucun sağlığımız yönünden önemi
belirtilmektedir.
Oruç, dünyada kötülüklerden sakınmayı, ahirette azaptan korunmayı sağlayan
önemli bir ibadettir. Ayrıca oruç, “Kim inanarak ve mükafatını Allah’tan umarak
Ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır” (Buhari, Savm, 6)
hadisinde ifade edildiği gibi günahların bağışlanmasına da vesiledir. Zaten
gerçek oruç, bütün organları günahlardan korumaktır.
Oruç, nefsi terbiye eder ve iradeyi güçlendirir. İnsanı daha sabırlı ve
tahammüllü yapar. Sıkıntılara katlanmayı öğretir. Oruç, sıkıntı ve ızdırap
karşısında boynu eğilmeyen, kendine hakim olan, kendisine takdim edilen bir
takım vaatler karşısında gerçek ve hak bildiği prensiplerden asla fedakarlık
etmeyen mükemmel ve ideal insanlar meydana getirir. Sevgili Peygamberimiz: “Her
şeyin bir zekatı vardır. Vücudun zekatı da oruç tutmaktır. Oruç, sabrın
yarısıdır” (Fethu’ı-Kebir, 2/194) buyurmaktadır.
Oruç, insana yaratılış gayesini hatırlatan, onu Rahmani şeyler yapmaya sevk
eden, aç susuz kalmasına rağmen tarifi mümkün olmayan lezzetler hissettiren,
kötülükleri hoş göstermeyip ondan kaçınmayı ve ondan hoşlanmamayı hissettiren
ulvi bir ibadettir.
Oruç, günaha karşı bir kefil ve teminat hükmündedir. Bazı kimseler için, onları
sapmaktan koruyucu bir perdedir. Oruç, gizli ve açık her zaman emanete riayet
edilmesini öğretir. Oruçlu, sabahtan akşama kadar Allah’ın müsaade ettiği alanda
olmaya riayet eder. Bütün imkanlar hazır olmasına, hiç kimsenin görmemesine
rağmen mümin, orucunu devam ettirir.
Orucun faydalarını gaye haline getirmemek gerekir. Oruç, bir ibadet olduğundan,
Allah’a kulluk olarak yerine getirilmelidir. Onun faydaları gaye haline
getirilirse, oruç, ibadet olmaktan çıkar. Yapılan ibadetlerin sadece Allah
emrettiği için yapılması gerekir ki; buna ihlas denir. Oruç ibadeti de ihlasla
yerine getirilmelidir.
Oruç diğer yapılan ibadetlerden farklı olarak sevabı Allah’a ait olan bir
ibadettir. Bu husus sevgili Peygamberimiz tarafından şöyle ifade edilmektedir:
“Allah şöyle buyurdu: ‘Ademoğlunun her ameli kendi içindir. Yalnız oruç
müstesna. Onun mükafatını ben veririm. Zira yemesini ve nefsani arzularını sırf
benim için terkediyor. Oruçlu için iki sevinç anı vardır: Biri iftar ettiği,
diğeri de Allah’a kavuştuğu vakittir. Oruçlunun ağzının kokusu, Allah katında
misk kokusundan daha hoştur.” (Buhari, Savm 2; Müslim, Sıyam 152; Tirmizi, Savm
54; Nesai, Sıyam 41, İbn Mace, Sıyam1)
Yine cennete giriş aşamasında oruçluya has özel bir uygulama mevcuttur ki;
Peygamber Efendimiz bunu “Cennette Reyyan denilen bir kapı vardır ki, oradan
sadece oruç tutanlar girebilir” sözleriyle beyan etmekte ve müjdelemektedir.
Mevlana’ya göre oruç, ibadetlerin en büyüğüdür, insanları miraca götüren
buraktır, Kur’an’ın sırrıdır. İnsanların arzu ve nefisleriyle yaptıkları
savaştır; onlara taze can bağışlar, insanların insanlığını olgunlaştırır.
Varlıkta yokluğa ulaştırır.
Üç çeşit oruç vardır:
Ruhun orucu, aşırı ihtiraslardan uzak bulunmak ve kanaat sahibi olmak,
Aklın orucu, heva ve heveslere aykırı hareket etmek,
Nefsin orucu, yeme içme ve harama karşı perhizkar olmaktır.
Acaba bizim orucumuz bu oruçlardan hangisine giriyor?
|