|
İNANCA DAİR
CAHİDE HASEKİ
İlahiyatçı
MÜMİN’İN MİRACI
Bu yazımızda, içinde bulunduğumuz mübarek üç aylarda ikincisini kutlayacağımız
Mirac kandilinden, yani Peygamber Efendimiz’in isra ve mirac mucizesinden
bahsedeceğiz. Hz. Peygamber’in Miracı, İkinci Akabe Biatından sonra, Hicretten
19 ay önce Recep ayının 27′inci gecesinde gerçekleşmiştir ve bu yıl 29 Temmuz
2008, Salı gecesine tekabül etmektedir.
İsra, gece yolculuğu ve gece yürüyüşü; Mirac ise, yükseğe çıkmak ve yükselme
aleti demektir. Bu büyük mucize, Rasulullah (s.a.s.)’in üstün makamlara
yükselişi ve Allah’ın yüce katına kabul edilişi olayıdır. Yüce yaratıcıya
yakınlığın en üstün derecesi olan Mirac, beşer anlayışı çizgisinin ötesinde bir
olaydır. Çünkü bu olayın fizik kanunları ile açıklanması mümkün değildir. Mirac,
müminlerin Allah’a imanlarını ve Hz. Peygambere olan bağlılıklarını pekiştiren
bir sınav, sevgili Peygamberimiz için ise, Rabbinin yardım ve desteğine mazhar
olarak risalet görevinde moral kazanma vesilesi olmuştur.
Kur’ân-ı Kerim’de İsra Suresi’nin 1′inci ayetinde: “Kulu Muhammed (s.a.s.)’i,
bir gece Mescid-i Haram’dan, kendisine bir kısım ayetlerimizi göstermek için,
etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı ne yücedir.
Doğrusu O işitir ve görür.” buyrulmuştur.
Rasul-i Ekrem (s.a.s.)’in Mekke’deki Mescid-i Haram’dan Kudüs’teki Mescid-i
Aksa’ya olan miracı, yukarıda anlamı yazılan ayet-i kerime ile sabittir.
Mescid-i Aksa’dan semalara ve yüce makamlara yükseldiğini ise, Peygamber
Efendimizden nakledilen sahih hadis-i şeriflerden öğrenmekteyiz. Hadis-i
şeriflerde anlatılanların özeti şöyledir:
Rasulullah (s.a.s.) bir gece Kabe’nin Hatim denilen kısmında iken, Cebrail’in
getirdiği Burak denilen bineğe binerek Kudüs’teki Mescid-i Aksa’ya gelip burada
namaz kılmıştır. Manevi bir binit olan Burak’ı Peygamberimiz şöyle tarif ediyor:
“Bu, merkepten büyük, katırdan küçük uzun ve beyaz bir hayvandı. Adımını gözünün
görebildiği en son noktaya koyardı.” Buradan da Mirac denilen manevi bir araca
binerek, semalara yükselmiştir. 1. semada Hz. Adem, 2. semada Hz. Yahya ve Hz.
İsa, 3. semada Hz. Yusuf, 4. semada Hz. İdris, 5. semada Hz. Harun, 6. semada
Hz. Musa ve 7. semada Hz. İbrahim ile görüştü. Bunlardan her biri Rasulullah
(s.a.s.)’i selamlayıp tebrik etmiş, hoşgeldin salih kardeş, demişlerdir.
Daha sonra Sidretü’l-Münteha’ya yükseldi. Orada kaza ve kaderi yazan kalemlerin
çıkardıkları sesler duyuluyordu. Sidretü’l-münteha’dan ötesi, sözle anlatılması
mümkün olmayan bir alemdi. Buraya kadar beraber oldukları Cebrail de buradan
öteye geçememiş, “Benim için burası sınırdır, parmak ucu kadar daha ilerlersem,
yanarım…” demiştir.
Buradan sonra Peygamberimiz, Refref ile yükselip Allah’ın divanına yaklaştı.
Refref, görmeye engel geniş örtü ve perde demektir ve Allah’ın hadimlerinden
biridir.
Ehli - sünnet bilginlerinin çoğunluğuna göre, İsra ve Mirac aynı gecede,
Rasulullah (s.a.s.)’in ruh ve vücuduyla birlikte uyanık halde iken olmuştur.
İsra ile Miracın ayrı gecelerde olduğunu, rüya halinde ve ruhani olarak vuku
bulduğunu kabul eden bilginler de vardır, fakat bunların sayısı azdır.
Mirac’tan sonra Hz. Muhammed’i yalanlayan Kureyşlilere karşı O’nu savunan Hz.
Ebu Bekir: “Bunu O söylemişse inandım gitti. Ben O’nu bundan daha önemli olan
konularda tasdik ediyorum. Akşam - sabah göklerden vahiy geldiğini söylüyor,
buna inanıyorum…” dedi. Bu yüzden Hz. Ebu Bekir’e Sıddık denildi.
Mirac’ta Cenab-ı Hak, sevgili Peygamberine nice alemler gösterdi. Kuluna
vahyedeceğini vasıtasız vahyetti.
Bu makamda Hz. Peygamber (s.a.s.)’e üç şey verildi.
Beş vakit namaz farz kılındı. Mirac hediyesi olarak Peygamberimizin getirdiği
beş vakit namaz, aynı zamanda müminin miracı sayıldı.
Bakara Suresi’nin son iki ayeti (Amene’r-rasulü…) vahyedildi ki; bu ayetler
İslam’ın temel inanç esaslarını tamamlamakta ve Müslümanların çektiği üzüntü ve
sıkıntıların sona erdiğini müjdelemektedir.
Ümmetinden şirk koşmayanların Cennet’e girecekleri müjdesi verildi.
Mirac gecesi farz kılınan ve bizzat Peygamberimiz tarafından müminlerin miracı
olarak nitelenen namaz da, iç dünyamızdaki yükselişi ve arınmayı ifade eder.
Çünkü mümin namazda sadece bedeni ile değil, özüyle ve gönlüyle Allah’a yönelir
ve Rabbinin huzurunda O’na kulluk etme ve sadece Ondan yardım isteme fırsatını
bulur.
Ayrıca bu manevi geceden bahseden İsra Suresi, 23-29 ayetlerindeki ilahi emirler
kısaca şöyle özetlenebilir:
Allah’tan başkasına kulluk etmemeliyiz.
Anne-babaya iyi muamele etmeliyiz.
Hısıma, yoksula, yolda kalmışa haklarını vermeliyiz.
Ne hasis, ne cimri, ne de müsrif olmalıyız.
Çocuklarımızı öldürmemeliyiz.
Zinaya yaklaşmamalıyız.
Haklı bir sebep olmadıkça cana kıymamalıyız.
Daha iyiye götürmek amacı dışında yetim malına yaklaşmamalıyız.
Verdiğimiz sözü yerine getirmeli, sözümüzde durmalıyız.
Ölçü ve tartıyı tam yapmalıyız.
Hakkında bilgimiz olmayan şeyin peşine düşmemeliyiz.
Yeryüzünde kibir ve azametle yürümemeli, alçak gönüllü olmalıyız.
Müminin miracı sayılan bu mübarek gecede yüce yaratıcıya yönelmeli, O’ndan af
dilemeliyiz. Birbirimize sevgi ile yaklaşmalı, düşmanca davranışlardan uzak
durmalıyız. Sağlıkla kavuştuğumuz bu kutlu günleri değerlendirmeli ve Allah’ın
lütfettiği sayısız nimetlere şükretmeliyiz.
Bu duygularla hepinizin Mirac kandilini kutlar, bu mübarek gecenin hepimiz için
hayra vesile olmasını yüce Mevladan dilerim.
|