Ana Sayfa İletişim Bilgilerimiz! Bize mail atın! Print Ediniz

Türkçe Greece English
Dergi sayısına göre arama

Dergi tarihine göre arama

Dergi tarihleri arası arama


 

TARİHTE YOLCULUK 


BIÇAKÇIOĞLU

 
DÜNKÜ KAVALA ve TÜRK ANITLARI -3-

 

Osmanlı’nın her gittiği yerde olduğu gibi, Kavala şehri de başta başa Osmanlı Türk mimarisi yapılarıyla süslenmişti.

Aslı kesin olarak bilinmemekle beraber M. Kiel’e göre, İbrahim Paşa (1493-1536) Sultan Süleyman’ın baş veziri Pargalı bir Rum balıkçının oğlu idi. Padişahın şehzadeliğinde sarayda beraber yetişmiş, yeteneği ve zekası ile kendisini sevdirmesini bilmişti. Kanuni padişah olunca, önce has odabaşı atandı. Sonra onunla birlikte Rodos ve Belgrad seferlerine katıldı, büyük yararlıklar gösterdi. Emekliye ayrılan Piri Mehmet Paşa’nın yerine büyük vezir oldu. Rodos seferine giderken padişahla Kavala’ya geldiği rivayet ediliyor.

Önceden makbul (beğenilen) sonradan maktul (öldürülen) İbrahim Paşa, külliyenden başka birçok hayır müessesi ve vakıflar kurmuştu. Günümüzde ne yazık ki, kiliseye çevrilmiş olarak ve adı Agios Nikolaos olan bir cami yapısı kalmıştır.

İbrahim Paşa Camii-Kavala’da camilerin en ünlüsü, Evliya Çelebi’nin de değindiği gibi, İbrahim Paşa Camii idi. Günümüzde kilise olarak ayakta duran bu yapı, 16. yüzyılın şaheser yapıtlarından bir tanesidir. Bu yapının sahibi, yukarıda sözünü ettiğimiz, Kanuni Sultan Süleyman’ın Sadrazamı, önce gözbebeği mesabesinde olup makbul diye anılan, sonra sille-i kazayı yiyince, söyleniş benzerliğinden istifade ile Maktul unvanı takılan İbrahim Paşa’dır.

Dörtgen şeklinde yapılan bu cami çevresindeki medrese ve yine İbrahim Paşa’ya ait çarşı tamamen yıktırılmıştır. Yapının önündeki beş kubbeden oluşan son cemaat yeri de günümüzde yoktur. Cami, ana kubbe, sağındaki ve solundaki küçük kubbeler hep kurşun örtülüdür. Namazgah mermer sütunlar üzerinde idi. Ancak kiliseye dönüştürüldükten sonra bu kısım kaldırılmıştır. İçinde ana kubbenin altında sülüs hattıyla Ayet-el Kürsi yazılıydı. Bundan başka güzel hat örnekleriyle süslüydü. Mihrabı ve minberi mermer olup, başlı başına birer sanat eseriydiler. Eski resimlerde görüldüğü gibi, görkemli bir minaresi ile muazzam bir görünüşü vardı.

Evliya Çelebi bu değerli yapıyı överken kendi anlatımıyla şöyle diyor:
“… Cümleden mükellef (külfetli, emek ve külfetle hazırlanmış ve mamur imar edilmiş bayındır) cemaati bol, cami cümle kubabları (kubbeleri) kurşun ile mestur, (örtülü) mevzun (ahenkli, ölçülü) ve musanna (sanatlı, mahirane sanatla yapılmış) bir minaresi vardır. Hasılı İbrahim Paşa Camii, bir vacibüs-seyr (görülmeye değer) ruşen, (aydın, nurlu) müzeyyen (süslü, bezenmiş) bir cami pür-nurdur ki, (nur dolu, aydınlık doludur ki) vasfında (niteliğinde) lisan kasir ve medhinde kalemler kasirdir. (yani bu caminin anlatımında, övmesinde diller kısa ve kalemler de yetersizdir..”

Kaynakça

1- Seyahatname, c.8, s.123-124
2- Ayverdi, Avrupa’da Osmanlı Mimari Eserleri, c.IV, s.237-238
3- A’dan Z’ye Genel Bilgi Ansiklopedisi, s.691, 692, İstanbul 1989.
4- Machiel Kiel, “Observations on The History of Northern Grees During the Turkish Rule.” Balkan Studies, Salonica.
5- Oktay Aslanapa, “Yunanistan’da Türk Eserleri ve Türklerin Durumu” Türk Kültürü, sayı 41, Mart 1966.


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 
|


© 2003 Öğretmenin Sesi Aylık Toplumsal Eğitim Ve Kültür Dergisi



Site Ziyaretçi Sayısı
131064