|
Balkanlar’da Türkler ve İslamiyet
Balkanlar’da İslamiyet
Balkanlar’da Türkler konusu işlenirken M.S. 5. yüzyıldan itibaren
değişik Türk boylarının Rusya üzerinden Avrupa’ya ve Balkanlar’a
indikleri görülür. Göktürk Devleti yıkıldıktan sonra Türk kitleleri
tekrar yavaş yavaş Batı’ya doğru kaymaya devam etmiş ve bilhassa 886
tarihinden sonra kuzeye gitmiş olan bir gurubun, Rusya, Romanya ve
Bulgaristan’dan geçerek Makedonya’ya dek ulaştıklarını, burada pek
çok yer ve nehir adını Türkçe koyduklarını; nitekim bu adlardan
“Balkan”, “Vardar” gibi örneklerin günümüze dek ulaşa geldiğini
görmekteyiz. (1)
Ayrıca yine 1030 yılları civarında yeni bir Uz (Oğuz) kitlesi bu
coğrafyaya inecektir.
Türkler, Cenab-ı Allah’ın insanlığa nasip kıldığı ve Elçisi Hz.
Muhammed ile tebliğ ettiği son din İslamiyet ile 8. yüzyılda temas
etmişler, önceleri ferdi ihtida (kişisel Müslümanlaşma) tarzında
başlayan İslamlaşma 10. yüzyılın ortalarında yani 940 yıllarında
Karahanlı Devleti Hükümdarı Saltuk Buğra Han’ın 200.000 çadır halkı
ile İslamiyet’i benimsemesiyle kitleler halinde İslam dinine girme
olayı başlamıştır.(2)
Nitekim 11. yüzyılda İlk İslamlık Eserleri adı altında, İslamiyet
etkisindeki kitaplar Türkler arasında yazılmaya başlamıştır. Daha
sonraları İslamiyet’in mistik “tasavvufi” bir tarzda yayılması ilk
Türk mutasavvıfı Ahmet Yesevi vasıtasıyla 12. yüzyılda
başlayacaktır.
Ahmet Yesevi yüz binlerce mürid yetiştirmiş ve Yesevi halifeleri
dört bir yana dağılmışlar ve henüz İslamiyet’i tanımamış, Türk
boyları arasında İslamiyet’i yaymışlar veya Müslümanlığı daha önce
kabul etmiş olanlara, Müslümanlığı tam olarak öğretmişlerdir. Türk
diliyle, halkın diliyle yapılan bu irşatlar, Türk dünyasında birlik
ve beraberliği sağlamıştır.
Ahmet Yesevi dervişleri, bilhassa Hacı Bektaş-ı Veli; Anadolu’nun
Türkleşme ve Müslümanlaştırılmasında nasıl rol oynamışsa, işte
Rumeli’nin yani Balkanlar’ın Türkleşme ve Müslümanlaştırılmasında da
yine Ahmet Yesevi halifesi, Baba Saltuk’un o derece önemli yeri
vardır.
Balkanlar’da İslamiyet’in yayılmasında büyük bir rol oynayan
kolonizatör Türk Dervişi, büyük din ulusu Sarı Saltuğun uğraşları
Saltukname isimli destansı kitapta yer almaktadır.(3)
İşte Osmanlıların Balkanlar’a inmesinden tam bir yüzyıl önce Saltuk
ve onun dervişleri Edirne’yi kendilerine üs edinip, Balkanlar’da
İslamiyet’i yayıyorlardı.
Osmanlılardan önce yazının başından beri gördüğümüz şekilde
Balkanlar’a çeşitli Türk kavimleri yerleşmiş, yüzlerce şehir ve köy
kurmuş, binlerce Türkçe yer adları koymuşlardı. Bunlar arasında
Bizans İmparatoru J. Vatatzes (1222-1254), Moğolların önünden
çekilen Kumanlardan çoğu toprak karşılığı askeri hizmet yükümlülüğü
ile Trakya’da, Makedonya’da ve Batı Anadolu’da iskan etti. İşte
Avarlardan bu yana değişik zaman dilimlerinde Balkanlar’a yerleşmiş
Uz (Oğuz), Peçenek, Kuman gibi Balkanlar’da bulunan tüm Türk kavim
ve boyları Sarı Saltuk dervişlerinin hoşgörüyle İslamiyet’i
yaymalarının etki sahası haline gelmişlerdir.
Sarı Saltuk dervişleri gidebildikleri her yere bir rıbat veya bir
tekke inşa etmişlerdir. Böylece yöre halkının gözünde onların
haklarını gözeten, fakirlere, yolculara yemek verip barınacakları
bir mekan tahsis eden ve zevk-i selim sahibi kimseler için fikir,
aynı zamanda ruh doygunluğu tattıracak bir sohbet ve zikir meclisi
hüviyetindeki bu tekkeler aracılığı ile halkın nazarında seçkin bir
yer edindiler.
Sarı Saltuk’un kurduğu ve kurdurduğu tekkeler, Balkanlar’ın
nehirlerine göllerine ve yemyeşil ormanları ile ovalarına bakan
köşkler vasfında olup, ayrıca sabahlara kadar bilimsel, felsefi
tartışmaların yapıldığı meskenler olmuşlardır. (4) Demek ki tarihi
kaynaklarda geçtiği gibi daha önce kısmen Hıristiyanlaşan Kuman gibi
bazı unsurların da bu şekilde sabahlara dek irşad edildiklerini ve
diğer Türkler gibi Müslümanlaştıklarını görüyoruz.
Kısacası Sarı Saltuk ve onun müritleri Avrupa kıtasına Osmanlılardan
çok önce Türklüğü ve İslam’ı getiren kişilerdir. Tarihsel kayıtlara
göre 1260 yıllarında kırk kadar Türkmen dervişi ile o zamanki Bizans
çağındaki Balkanlar’a yerleşmişlerdir. Bugün Sarı Saltuk’un
türbesinin bulunduğu iddia edilen yedi ayrı yer vardır. Söylendiğine
göre en sahih Bosna’da Blagay’daki tekkedir. Türbede Sarı Saltuk
Dede ve onun müridi Açık Baş yatmaktadır.
Sarı Saltuk, bazılarınca Hacı Bektaş’ın müridi olarak gösteriliyorsa
da, bu iddianın yanlış olduğu ve doğrudan Ahmet Yesevi müridi olduğu
görüşündeyiz. Nitekim Yunus Emre anlatılırken şöyle anlatılmaktadır:
Yunus Emre, onun mürşidi Taptuk Emre; Tapduk Emre’nin mürşidi Barak
Baba; Barak Baba’nın mürşidi Sarı Saltuk; Sarı Saltuk’un mürşidi
Hoca Ahmet Yesevi’dir.(5)
Görüldüğü gibi yarı tarihsel, yarı efsanevi bir kimlikle tanınan bu
derviş tahta kılıcı ile ünlüdür. Demek ki, Balkanlar’da veya
Rumeli’de İslamiyet, Anadolu Türklerinden daha sonra yayılmış fakat
zannedildiği gibi Osmanlılar tarafından değil; onların Balkanlara
inişinden en az yüz sene önce 13. yüzyıl Alp – Erenlerinden Sarı
Saltuk’un destansı çabalarıyla gerçekleşmiştir.
(1) Prof. Dr. Muzaffer Tufan: Göç hareketleri ve Yugoslavya Türkleri
(2) Namık Kemal Zeybek: Röportaj, Diyanet Dergisi, Eylül 1993
(3) Saltukname, I-II-III Haz. Doç. Dr. Şükrü Akalın - Kültür
Bakanlığı Yayınları
(4) Prof. Dr. Muzaffer Tufan: Aynı Eser
(5) Namık Kemal Zeybek: Aynı Röportaj
(6) Tahta kılıçla savaşan Sarı Saltuk Gazi (Saltukname’de ismi zaman
zaman Saltuk Gazi, zaman zaman Server, zaman zaman da Şerif
adlarıyla zikredilmektedir.) Rumeli’nin destansı dini önderidir.
|
|